Nepal-Tibet sınırında Langtang Lirung Zirvesi'nin kuzey yüzünden kopan kaya-buz kütlesinin yol açtığı sel felaketinde can kaybı bini geçti.

Yaklaşık 5 bin kayıp kişiyi arama çalışmaları sürerken, felaket Türkiye'deki yüksek dağlarda bulunan buzulların durumunu da yeniden gündeme taşıdı.

Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Kaya, Nepal'deki felaketi inceleyerek Ağrı Dağı'ndaki geçmiş olaylara ve mevcut risklere işaret etti.

Kaya'ya göre benzer ölçekte bir olay Ağrı Dağı'nda 186 yıl önce yaşandı.

Galeri 1

Ahura'yı yok eden 1840 felaketi

Türkiye'nin buzul kaynaklı afet tarihinde bilinen en büyük olaylardan biri, 1840 yılında Ağrı Dağı'nın kuzeydoğu eteklerinde meydana geldi.

Ahura Vadisi olarak bilinen "Cehennem Deresi" vadisindeki felaketin nasıl gerçekleştiği konusunda ise bilim insanları arasında farklı görüşler bulunuyor.

Prof. Dr. Kaya, "Olayın mekanizması hakkında bilim insanları arasında hala tartışma sürüyor. 2019'da Geomorphology dergisinde yayımlanan bir araştırma, depremin ve olası bir volkanik hareketliliğin tetiklediği hızlı kar-buz erimesinin büyük bir volkanik çamur akıntısı oluşturduğunu öne sürerken, bazı bilim insanları öncelikle devasa bir kaya-buz kütlesinin vadi boyunca yaklaşık 21 kilometre ilerlemesiyle gerçekleştiğini ifade ediyor. Can kaybı için kaynaklarda bin 300 ile bin 700 arasında değişen rakamlar geçiyor; kesin sayı üzerinde tam bir mutabakat yok, ama felaketin ölçeği tartışmasız" dedi.

Felaket, Ahura köyünü de yerle bir etti.

Kaya, geçmişi 8'inci yüzyıla kadar uzanan köyün kısa süre içerisinde yeniden kurulduğunu ve bugün Yenidoğan köyü adıyla varlığını sürdürdüğünü söyledi.

Ahura'nın bölgenin kültürel hafızasında da özel bir yere sahip olduğunu anlatan Kaya, geçtiğimiz aylarda yayımlanan etnografik araştırmaya göre Nuh peygamber ve çocuklarının buradan dünyaya yayıldığına inanıldığını aktardı.

Galeri 2

Aynı vadide 186 yıl sonra hareketlilik sürüyor

Ahura Vadisi, 1840'taki büyük felaketin ardından tamamen sessiz kalmadı.

Haziran 2021'de aynı vadide buzul kaynaklı bir çamur-heyelan akıntısı yaşandı. Kaya, bu tür ani buzul erimesi kaynaklı akıntıların özellikle yaz aylarında Ahura Vadisi ve Ağrı Dağı'nı çevreleyen diğer vadilerde yinelendiğini belirtti.

30 Temmuz 2026'da da Ağrı Dağı'ndaki buzul erimesinin bölgede çamurlu sel ve taşkınlara yol açtığına işaret eden Kaya, bu olayların Nepal'deki felakete göre küçük ölçekte kalmasına rağmen göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

Kaya, "Bunlar, 1840'ın ya da Nepal'in yanında küçük, yerel olaylar. Ama tam da bu yüzden önemli. Aynı vadi, 186 yıl önce büyük bir felakete sahne olduktan sonra, bugün hala küçük ölçekte de olsa zaman zaman hareketlenmeye devam ediyor. Bu, o vadideki dengenin hiçbir zaman tam olarak kurulmadığının, zirvedeki buz kütlesinin hala izlenmesi gereken bir risk taşıdığının somut kanıtıdır" dedi.

Galeri 3

Ağrı Dağı'nın buzulu 15'ten 5 kilometrekareye düştü

Prof. Dr. Kaya'nın paylaştığı veriler, Ağrı Dağı'ndaki değişimin boyutunu da ortaya koydu.

5 bin 137 metre yüksekliğindeki Ağrı Dağı'nın zirvesinde bulunan takke buzulu zaman içerisinde küçüldü.

1900'lü yılların başında yaklaşık 15 kilometrekarelik alan kaplayan buzulun, güncel uydu ölçümlerine göre yaklaşık 5 kilometrekareye kadar gerilediğini belirten Kaya, geçmişte 3 bin 600 metrelere kadar inen buzul yalakları ve vadilerinin günümüzde neredeyse 4 bin 900 metreye çekildiğini söyledi.

"Buzulların sessiz bir hareketliliği söz konusu" diyen Kaya, Büyük Ağrı Dağı'nın yanı sıra Cilo Dağları ve Kaçkarlar gibi buzullarla kaplı dağların uydu sistemleriyle takip edilmesi gerektiğini vurguladı.

Olası tehlike durumunda vadilerde, vadi yamaçlarında veya dere yataklarında bulunan yerleşimler için önceden tedbir alınması gerektiğini ifade etti.

"Zirvedeki buz, sessiz durmaz"

Türkiye'de Himalayalar ölçeğinde bir buzul gölü patlaması beklenmediğini belirten Kaya, iklim değişikliğiyle birlikte buzul kopmaları ve kaya çığlarının oluşturduğu yerel risklere işaret etti.

Ağrı, Cilo, Süphan ve Kaçkar'da sürekli buzul izleme programlarının oluşturulmasını öneren Kaya; uydu görüntüleme, periyodik saha çalışmaları ve yamaç deformasyonunun takibinin birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Ahura Vadisi'ndeki küçük çaplı olayların sistematik biçimde kayıt altına alınmasını isteyen Kaya, dere yataklarına yakın yerleşimlerin de mevcut riskler doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Kaya sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

"Ahura'nın 1840'ta yaşadığı felaket, aynı vadide bugün hala küçük ölçekte tekrarlanıyor. Chamoli'de 2021'de, Nepal-Tibet sınırında 2026'da da benzer bir dram sahneleniyor. Aradaki coğrafya binlerce kilometre, aradaki zaman neredeyse iki asır ama dağın, dağların bize söylediği şey değişmiyor; zirvedeki buz, sessiz durmaz. Bizim görevimiz, o sessizliği vaktinde duyabilmek."