Nepal ile Tibet arasındaki sınır hattında 26 Ağustos günü Langtang Lirung Zirvesi'nin kuzey yüzünde bir kaya-buz kütlesinin kopmasıyla yaşanan sel felaketinde can kaybı bini geçti, kayıp 5 bine yakın kişi ise aranıyor. Dağdan kopan buzulun sebep olduğu felaketi inceleyen Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Kaya, Ağrı Dağı'nda da 1840 yılında benzer bir olay yaşandığını bildirdi.

AHURA'NIN KAYBOLUŞU

Türkiye'nin buzul-kaynaklı afet tarihindeki en bilinen olayın 1840 yılında Ağrı Dağı'nın kuzeydoğu eteklerindeki Ahura Vadisi olarak bilinen 'Cehennem Deresi' vadisinde yaşandığını belirten Prof. Dr. Faruk Kaya, "Olayın mekanizması hakkında bilim insanları arasında hala tartışma sürüyor. 2019'da Geomorphology dergisinde yayımlanan bir araştırma, depremin ve olası bir volkanik hareketliliğin tetiklediği hızlı kar-buz erimesinin büyük bir volkanik çamur akıntısı oluşturduğunu öne sürerken, bazı bilim insanları öncelikle devasa bir kaya-buz kütlesinin vadi boyunca yaklaşık 21 kilometre ilerlemesiyle gerçekleştiğini ifade ediyor. Can kaybı için kaynaklarda bin 300 ile bin 700 arasında değişen rakamlar geçiyor; kesin sayı üzerinde tam bir mutabakat yok, ama felaketin ölçeği tartışmasız. Felaketin ardından yerle bir olan, 8'inci yüzyıla kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip Ahura köyü kısa bir süre içinde yeniden kuruldu ve bugün Yenidoğan köyü adıyla varlığını sürdürüyor. Geçtiğimiz aylarda yayımlanan bir etnografik araştırmanın da gösterdiği gibi, Nuh peygamber ve çocuklarının buradan dünyaya yayıldığına inanılan bu kadim köyün hikâyesi, yalnızca jeolojik bir olayın değil, bu topraklarda yaşayan insanların afetle iç içe geçmiş kültürel hafızasının da bir parçası" diye konuştu.

TEKRARLAYAN UYARILAR

Ahura Vadisi'nin 1840'tan bu yana sessiz kalmadığını kaydeden Kaya, şunları söyledi:

"2021 yılının Haziran ayında, aynı vadide buzul kaynaklı bir çamur-heyelan akıntısı yaşandı. Bu tür ani buzul-erime kaynaklı akıntılar, özellikle yaz aylarında bu vadide veya Ağrı Dağı’nı çevreleyen diğer vadilerde yinelenen bir örüntüye dönüşmüş durumda. Daha yakın bir tarihte, 30 Temmuz 2026'da basına da yansıdığı şekliyle Ağrı Dağı'ndaki buzul erimesinin bölgede çamurlu sel ve taşkınlara yol açtığına bir kez daha şahit olduk. Bunlar, 1840'ın ya da Nepal'in yanında küçük, yerel olaylar. Ama tam da bu yüzden önemli. Aynı vadi, 186 yıl önce büyük bir felakete sahne olduktan sonra, bugün hala küçük ölçekte de olsa zaman zaman hareketlenmeye devam ediyor. Bu, o vadideki dengenin hiçbir zaman tam olarak kurulmadığının, zirvedeki buz kütlesinin hala izlenmesi gereken bir risk taşıdığının somut kanıtıdır"

AĞRI DAĞI BU RİSKİN NERESİNDE?

Yaptıkları araştırma ve güncel uydu verilerine göre Ağrı Dağı'nın zirvesini örten takke buzulunun da aynı küresel eğilimden etkilendiğini ifade eden Kaya, "Ağrı Dağı ülkemizin en yüksek dağı. 5 bin 137 metre yükseltisiyle takke buzuluna sahip olan bir dağdır. Bu buzul zaman içerisinde gittikçe erimektedir. 1900'lü yılların başında yaklaşık 15 kilometre kare olan buzul alanı günümüzde yapılan uydu ölçümleriyle yaklaşık 5 kilometre kareye kadar düşmüş durumda. Geçmişte buzul yalakları, buzul vadileri 3 bin 600 metrelere kadar inerken günümüzde neredeyse 4 bin 900 metreye kadar çekilmiş durumda. Bu da zaman zaman buzulların zayıfladığını, eridiğini ve 1921 ve 1926'daki uyarılar şeklinde kısa süreli de olsa, küçük çaplı da olsa bu tür hareketlenmelerin olduğunu gösteriyor. Buzulların sessiz bir hareketliliği söz konusu. Bizim önlemler almamız lazım. Büyük Ağrı Dağı, Cilo Dağları, Kaçkarlar gibi buzullarla kaplı dağların mutlaka uydularla izlenmesi, gerekli raporların tutulması, ona göre özellikle tehlikenin oluşabilmesi durumunda vadilerdeki, vadi yamaçlarındaki veya dere yatakları üzerindeki köylerin yerleşmelerin tahliye edilmesi ya da ona göre önlemler alınması gerekir" ifadelerini kullandı.

BUZUL İZLEME PROGRAMI

Türkiye'de Himalayalar ölçeğinde bir buzul gölü patlaması beklenmediğini ifade eden Kaya, şu uyarılarda bulundu:

"Türkiye'de Himalayalar ölçeğinde bir buzul gölü patlaması beklenmiyor, ama buzul kopmaları ve kaya çığları riski, iklim değişikliğiyle birlikte yerel ölçekte artıyor. Türkiye'nin yüksek dağları Ağrı başta olmak üzere Cilo, Süphan, Kaçkar sistematik, sürekli buzul izleme programlarına ihtiyaç duyuyor. Uydu görüntüleme, periyodik saha çalışmaları ve mümkünse yamaç deformasyonunu izlenmeli. Ahura Vadisi gibi tekrarlayan küçük olayların sistematik olarak kayıt altına alınması, büyük bir felaketin erken habercisi olarak okunmalı. Vadilerdeki yerleşimlerin, özellikle dere yataklarına yakın yapılaşmaların, bu riskin ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Ahura'nın 1840'ta yaşadığı felaket, aynı vadide bugün hala küçük ölçekte tekrarlanıyor. Chamoli'de 2021'de, Nepal-Tibet sınırında 2026'da da benzer bir dram sahneleniyor. Aradaki coğrafya binlerce kilometre, aradaki zaman neredeyse iki asır ama dağın, dağların bize söylediği şey değişmiyor; zirvedeki buz, sessiz durmaz. Bizim görevimiz, o sessizliği vaktinde duyabilmek"