Dünya tarihinin en iyi psikiyatrlarından biri olarak görülen Carl Gustav Jung, İsviçre'nin Thurgau kantonuna bağlı Kesswil köyünde doğmuştur. Carl Gustav Jung'un "persona kavramı", insanın toplum tarafından kabul görmek, dışlanmamak ve uyum sağlamak için takındığı sosyal bir maskedir.
İnsan varoluşu ve kabul görmek
Yetkililerin yaptığı araştırmalara göre, insanoğlunun hayatta kalma içgüdüsü hâlâ ilkel seviyede çalışıyor. İlkel çağlarda pek çok insan, vahşi hayvanlara, açlığa ve doğa şartlarına karşı modern insanlardan çok daha savunmasızdı. O nedenle herhangi bir kabileden dışlanmak, ölüm anlamına gelirdi. Araştırmalar, günümüzde sosyal olarak dışlandığımızda beynimizdeki amigdala bölgesinin çalışarak, beynimizdeki fiziksel acı bölgesini (fiziksel acı matrisini) tetiklediğini gösteriyor. Beynimiz, dışlanmayı hayati bir tehlike olarak görüp savunma mekanizmasına geçiyor.
Hayatta kalma nasıl şekilleniyor
Bebeklik, pek çok canlının en savunmasız olduğu dönemdir. İnsanlar bebeklik döneminden beri çevrelerine bakarak "ben iyiyim", "ben güvendeyim" ve "ben değerliyim" hislerini yakalayabiliyor.
Carl Gustav Jung'un "personası"
Carl Gustav Jung, "persona" kavramından Antik Roma tiyatrosundan esinlenmiştir. Antik Roma'da amfitiyatrolar çok büyük ve akustiği yetersiz olduğu için oyuncular, devasa ve abartılı yüz ifadelerine sahip maskeler takarlardı. Bu maskelere "personare" (sesin içinden geçip yankılanması) denirdi. Carl Jung'un personası, toplumun bizden beklediği hazır kalıplardır. "Baba personası", "anne personası" ve "mesleki personalar" bunlara birer örnektir. Toplumun bir babadan beklentisi, kültürel olarak toplumdan topluma değişse bile insanlarda temel olarak beklentinin pek bir farkı yoktur. Birey, toplumdan dışlanmamak için yapması gereken görevleri daha iyi yapmaya teşvik ederek toplumun bir parçası olmak için mücadelesini artırmaya devam eder.
Jung'a göre iç dünyamız; duygularımız, korkularımız ve zayıflıklarımız oldukça hassas bir yapıya sahiptir. Bu kırılgan yönlerimizi herkese olduğu gibi açık etmemiz, bizi duygusal olarak savunmasız bırakır ve incinmemize yol açabilir. İşte tam bu noktada persona devreye girer: kırılgan ve gerçek benliğimizi (Self) dış dünyanın olumsuz etkilerinden koruyan bir tür tampon bölge işlevi görür.
En Büyük Tehlike: Personayla Özdeşleşme
Jung, personanın kendi başına zararlı bir kavram olmadığının altını çizer. Asıl tehlike, bireyin taktığı bu sosyal maskeyi zamanla gerçek benliğiyle karıştırmasında, hatta onunla tamamen özdeşleşmesinde başlar.
Bunun tipik bir örneği, iş yerinde benimsediği "güçlü ve kusursuz yönetici" personasını eve de taşıyan kişilerdir. Böyle biri, çalışma hayatındaki otoriter ve mesafeli tavrını ailesine, eşine ve çocuklarına karşı da sürdürmeye başlar; adeta evinde de bir "yönetici" gibi davranır. Bu durum, kişinin taktığı maskeyle bütünleştiğinin açık bir göstergesidir.
Uzmanlara göre bu tür bir özdeşleşme, bireyi kendi özgün duygularından giderek uzaklaştırır ve zamanla derin bir yabancılaşma hissi doğurur. Kişi, maskesinin ardındaki gerçek benliğiyle bağını kaybettikçe, bu durum ileri safhalarda ağır depresyon ve ciddi kimlik krizlerine kadar uzanabilir.
















