Bursa’nın kültürel zenginliğiyle sanat şehri olarak anılmayı hak ettiğini belirten Prusa Sanat Gençlik ve Spor Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Aydemir, kentin sahip olduğu potansiyelin henüz yeterince değerlendirilemediğini söyledi.
Başarılı sanatçıların, eğitmenlerin ve toplulukların bulunduğuna dikkat çeken Aydemir, sanat çalışmalarının daha geniş kesimlere ulaşması için yeni imkânlara ihtiyaç olduğunu belirtti. Aydemir, “Çalışmaların daha geniş kitlelere ulaşması için daha fazla sahne, düzenli festivaller ve kurumlar arası iş birliklerine ihtiyaç var. Özellikle gençlerin sanata daha fazla dahil edilmesi çok önemli” dedi.

Dans yalnızca bir hobi değil
Dansın ciddi bir disiplin ve uzun soluklu eğitim gerektiren profesyonel bir sanat alanı olduğunu vurgulayan Aydemir, buna rağmen yalnızca hobi olarak görülmesinin önemli sorunlardan biri olduğunu ifade etti.
Nitelikli eğitime ulaşmanın ve düzenli sahne imkânı bulmanın zorluğuna işaret eden Aydemir, bu durumun gençlerde mesleğin geleceği ve ekonomik karşılığı konusunda kaygılara yol açtığını söyledi. Dansın gelişebilmesi için eğitimden istihdama kadar planlı bir yapının kurulması, sahne imkânlarının artırılması ve yeni kariyer olanaklarının oluşturulması gerektiğini belirtti.

Yeni kuşak dans dünyasını değiştiriyor
Sosyal medya, dijital platformlar ve yeni kuşakların beklentilerinin dans dünyasını da dönüştürdüğünü söyleyen Aydemir, “Dans artık yalnızca sahnede değil, dijital platformlarda da şekilleniyor. Yeni kuşak daha hızlı, görsel ve kendini ifade edebileceği alanlar arıyor” ifadelerini kullandı.
Prusa Sanat olarak kültürel değerlerden, disiplinden ve doğru tekniklerden kopmadan bu değişimi takip ettiklerini belirten Aydemir, öğrencilerin yaratıcılıklarını ve özgüvenlerini geliştirmeyi önemsediklerini söyledi. Çağdaş sahne anlayışı içerisinde kendilerini geliştirebilecekleri güçlü bir gelecek oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti.

“Önemli olan yalnızca iyi dans etmeleri değil”
Dans eğitiminin çocuklara yalnızca hareket becerisi kazandırmadığını belirten Aydemir, düzenli eğitim alan çocukların ekip içinde sorumluluk bilinci geliştirdiklerini, daha disiplinli ve sosyal olduklarını, sahnede ise kendilerini daha özgüvenli ifade ettiklerini gözlemlediklerini anlattı.
Aydemir, “Bizim için önemli olan yalnızca iyi dans etmeleri değil; sanatla büyüyen özgüvenli ve sosyal bireyler yetiştirmek” dedi. Son yıllarda ailelerin de dans eğitimine yönelik farkındalığının arttığını ve çocuklarını daha fazla teşvik ettiklerini söyledi.
Prusa Sanat kültürel değerleri sahneye taşıyor
Prusa Sanat’ın yalnızca kurs veren bir yapı olmasını istemediklerini vurgulayan Aydemir, halk danslarını müzik, anlatı, görsel tasarım ve sahne düzeniyle bir araya getirdiklerini belirtti. Bu çalışmalarla özellikle gençlerin kendi tarihlerini, kültürlerini ve yaşadıkları kenti tanımalarını önemsediklerini ifade etti.
“Türkiye Benim” projesiyle Anadolu’nun farklı bölgelerini ve ortak değerleri sanatın diliyle anlattıklarını belirten Aydemir, “Telden, Dilden, Gönülden Ozanlara Yolculuk” ile ozanları, türküleri ve eserlerin ardındaki hikâyeleri seyirciyle buluşturduklarını söyledi. “100 Yıllık Sızı: Mübadele” projesinde göç, ayrılık ve memleket özlemini insan hikâyeleri üzerinden ele aldıklarını anlatan Aydemir, “Prusa’dan Bursa’ya” ile kentin tarihini ve kültürel kimliğini, “Barışa Son Mektup Çanakkale” ile de Çanakkale’yi mektuplar, dans ve müzik aracılığıyla sahneye taşıdıklarını kaydetti.

Farklı kuşaklar aynı sahnede
Aileleri de sanatın içine dahil etmeyi önemsediklerini belirten Aydemir, anne-çocuk, baba-kız ve farklı kuşaklardan aile bireylerinin aynı projelerde yer alabildiğini söyledi. Birlikte prova yapmanın, aynı heyecanı paylaşmanın ve ortak bir çalışmanın parçası olmanın aile bağlarını güçlendirdiğini ifade etti.
Projelerin dansçılara yalnızca dans becerisi kazandırmadığını vurgulayan Aydemir, araştırma, öğrenme, prova disiplini, ekip çalışması ve sorumluluk alma süreçlerinin de gelişimlerine katkı sağladığını belirtti.
Aydemir, Prusa Sanat’ın yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
“Bizim için başarı, bir dansçının yalnızca alkış alması değil; ailesiyle, arkadaşlarıyla ve kültürüyle bağ kurarak sahneden daha bilinçli ve özgüvenli bir birey olarak inmesidir.”
Özel Haber: Koray Tümay
























