Yeni eğitim döneminde öğrenciler yalnızca ders programlarına değil, yeni bir sosyal çevreye ve değişen sorumluluklara da uyum sağlamaya çalışıyor. Özellikle ilkokuldan ortaokula ve ortaokuldan liseye geçiş yapan öğrenciler açısından bu dönem, önemli psikolojik değişimleri beraberinde getirebiliyor.

Uzman Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Şakir İpek, Ters Gazete’ye yaptığı değerlendirmede öğrencilerin geçiş dönemlerinde karşılaşabileceği kaygıları, ailelerin dikkat etmesi gereken davranışları ve okulun ilk haftalarında izlenmesi gereken yolu anlattı.

“Ortaokulda sorumluluk, lisede kimlik ve aidiyet öne çıkıyor”

İlkokuldan ortaokula ve ortaokuldan liseye geçiş süreçlerinin öğrenciler açısından farklı psikolojik etkiler oluşturduğunu belirten İpek, her iki dönemde de alışılmış düzenin değiştiğine dikkat çekti.

İlkokuldan ortaokula geçen öğrencilerin tek bir sınıf öğretmeninden farklı branş öğretmenlerine geçtiğini, derslerin çeşitlendiğini ve bireysel sorumluluklarının arttığını söyleyen İpek, liseye geçişte ise ergenlik döneminin etkilerinin daha belirgin hâle geldiğini ifade etti.

İpek, öğrencilerin bu süreçte yalnızca “Bu okula alışabilecek miyim?” sorusuna yanıt aramadığını belirterek, şöyle konuştu:

“Öğrenci aynı zamanda ‘Ben kimim, nasıl görünmeliyim, kimlerle arkadaş olacağım, bu grubun içerisinde nerede duracağım?’ gibi soruları da yoğun biçimde yaşayabiliyor. Ortaokula geçişte düzen ve sorumluluk değişimi öne çıkarken, liseye geçişte kimlik, aidiyet ve gelecek kaygısı da buna ekleniyor.”

Yeni okul öğrencilerde kaygıya yol açabiliyor

Yeni okul ve arkadaş çevresinin öğrenciler için birçok belirsizliği beraberinde getirdiğini vurgulayan İpek, öğrencilerin “Arkadaş edinebilecek miyim?”, “Sınıfta kabul görecek miyim?”, “Dersler çok zor olacak mı?” ve “Öğretmenlerin beklentilerini karşılayabilecek miyim?” gibi sorularla karşı karşıya kalabildiğini söyledi.

Önceki okulunda akademik olarak başarılı olan bir öğrencinin, kendisi kadar başarılı öğrencilerin bulunduğu yeni bir ortama girdiğinde kendi yeterliliğini sorgulayabileceğini belirten İpek, geçmişte derslerle ilgili olumsuz deneyimler yaşayan öğrencilerin de yeni akademik düzene uyum sağlamakta zorlanabileceğine dikkat çekti.

İpek, ailelerin bu aşamada aceleci davranmaması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Yeni ortama uyum sağlamak bir performans sınavı değildir. İlk haftalarda herkes biraz gözlem yapar, çevresini anlamaya ve kendi yerini bulmaya çalışır. Uyum zaman isteyen bir süreçtir. Anne ve babalar paniğe kapılmamalı.”

Ergenlikte arkadaş çevresi daha belirleyici oluyor

Ergenlik döneminde akran ilişkilerinin öğrencilerin hayatındaki etkisinin arttığını söyleyen İpek, çocukluk döneminde temel referans noktası olan ailenin yerini zamanla arkadaş çevresinin de almaya başladığını ifade etti.

Yeni okula başlayan bir öğrencinin ilk kaygısının derslerden önce arkadaş edinmek olabileceğini kaydeden İpek, bunun doğal karşılanması gerektiğini söyledi.

Ailelerin yaptığı en önemli hatalardan birinin öğrencinin sosyal ilişkilerini küçümsemek olduğunu belirten İpek, “Boş ver arkadaşlarını, sen derslerine bak” yaklaşımının ergenin dünyasını anlamaktan uzak olduğunu vurguladı.

“Çocuğu sorgulamak yerine açık uçlu sorular sorun”

Ailelerin çocuklarının arkadaş ilişkileriyle ilgilenmesi ancak bunu yoğun sorgulama veya eleştiriye dönüştürmemesi gerektiğini belirten İpek, aksi durumda öğrencinin ailesiyle paylaşımının azalabileceğini söyledi.

İpek, şu örneği verdi:

“‘Bugün kiminle konuştun?’ diye sorgulamak ya da arkadaşları hakkında ağır eleştirilerde bulunmak yerine, ‘Yeni sınıf sana nasıl hissettirdi?’ gibi açık uçlu sorular sorulabilir. Bu yaklaşım aile içi iletişimi destekler.”

Sınav ve başarı baskısına dikkat

Ortaokul ve lise döneminde öğrencilerin karşı karşıya kaldığı sınav ve başarı baskısının psikolojik etkilerine de değinen İpek, belirli düzeydeki başarı beklentisinin öğrenciyi motive edebileceğini ancak başarının öğrencinin değerini belirleyen temel ölçüt hâline gelmesinin ciddi baskı oluşturabileceğini ifade etti.

Özellikle öğrencilerin başka çocuklarla kıyaslanması, deneme sınavından hemen sonra netlerinin sorgulanması ve geleceğe ilişkin tehdit içeren ifadelerin kaygıyı artırabildiğini belirten İpek, ailelerin kullandığı dile dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

İpek, “Bu kadar imkân sağlıyoruz, karşılığını vermelisin” veya “Böyle gidersen geleceğin mahvolacak” gibi ifadelerin öğrencinin üzerinde ciddi bir yük oluşturabileceğini kaydetti.

Ödüllendirme yöntemleri de baskıya dönüşebilir

Başarı karşılığında verilen ödüllerin de dikkatli kullanılması gerektiğini vurgulayan İpek, “Bu sıralamayı yaparsan sana telefon alacağız” gibi yaklaşımların öğrencinin çalışma motivasyonunu kendi hedeflerinden uzaklaştırarak dışarıdaki bir ödüle bağlayabileceğini söyledi.

İpek, temel hedefin yalnızca yüksek not alan öğrenciler yetiştirmek olmaması gerektiğini belirterek, “Çocukların kendi öğrenme sorumluluğunu taşıyabilen insanlar hâline gelmesi gerekiyor. İnsanlık yalnızca 90 puandan ibaret değil” dedi.

Çocuk okula gitmek istemiyorsa nedeni araştırılmalı

Okul değişikliğinin ardından öğrencide içine kapanma, ders başarısında düşüş, okula gitmek istememe veya belirgin davranış değişikliklerinin ortaya çıkması durumunda ailelerin davranışı hemen değiştirmeye çalışmak yerine altında yatan nedeni araştırması gerektiğini söyleyen İpek, akademik başarısızlığın her zaman çalışmamaktan kaynaklanmadığını ifade etti.

Öğrencinin arkadaşlarıyla sorun yaşayabileceğini, kendisini yetersiz hissedebileceğini veya yoğun kaygı yaşayabileceğini kaydeden İpek, ailelerin yargılayıcı ifadelerden uzak durması gerektiğini belirtti.

“‘Sen eskiden böyle değildin’ ya da ‘Bu gidişle başarısız olacaksın’ demek yerine, ‘Son zamanlarda okula gitme konusunda biraz zorlandığını fark ediyorum. Seni zorlayan bir şey var mı?’ şeklinde iletişim kurulabilir.”

Ne zaman profesyonel destek alınmalı?

Yaşanan sorunların uzun süre devam etmesi ve öğrencinin sosyal, akademik veya günlük yaşamını belirgin şekilde etkilemesi durumunda öncelikle okulun rehberlik servisine başvurulabileceğini belirten İpek, gerektiğinde bir ruh sağlığı uzmanından destek alınmasının yararlı olabileceğini söyledi.

Ailelere, öğretmenlere ve öğrencilere ayrı tavsiyeler

Okulun ilk haftalarının yalnızca akademik performans açısından değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen İpek, ailelerin çocuğun yeni düzene alışmasına, arkadaşlık kurmasına, uyku ve çalışma düzenini oluşturmasına da önem vermesi gerektiğini söyledi.

Öğretmenlerin de ilk haftalarda öğrencileri yalnızca ders başarılarına göre değerlendirmemesi gerektiğini belirten İpek, sınıfta aidiyet ve güven duygusunun oluşturulmasının ilerleyen dönemdeki akademik başarı üzerinde de etkili olduğunu ifade etti.

Öğrencilere ise ilk günden her şeyi çözmek zorunda olmadıklarını hatırlatan İpek, yeni arkadaşlıkların, öğretmenlerle ilişkilerin ve çalışma düzeninin zaman içerisinde oluşacağını söyledi.

“İlk haftaların görevi başarılı olmak değildir”

Şakir İpek, eğitim dönemlerinin başlangıcında ailelere ve öğrencilere verdiği en önemli mesajı ise şu sözlerle anlattı:

“İlk haftaların görevi başarılı olmak değildir. Yeni düzeni tanımak ve yeni bir düzen geliştirmektir.”

Çocuklara ve gençlere zaman verilmesi gerektiğini vurgulayan İpek, ailelerin çocukların her sorununa doğrudan müdahale etmek yerine onların çözüm üretme becerilerini geliştirmelerine alan açması gerektiğini belirtti.

İpek, okul hayatının yalnızca ders başarısından ibaret olmadığının altını çizerek, “Çocuğun bağımsızlaşmayı, sorumluluk almayı, ilişki kurmayı, başarısızlıkla baş etmeyi ve yeniden denemeyi öğrenmesi eğitimin en önemli parçalarından biridir” ifadelerini kullandı.