Kronik böbrek hastalığı, böbrek fonksiyonlarının ilerleyici ve geri dönüşümsüz şekilde kaybedilmesiyle ortaya çıkıyor. Dünya genelinde 850 milyondan fazla kişiyi etkileyen hastalığın Türkiye’deki sıklığı ise yüzde 15 düzeyinde. Bu oran, yaklaşık her 6 kişiden 1’inde kronik böbrek hastalığı bulunduğunu gösteriyor.
Hastalığın en sık nedeni diyabet, ikinci sırada ise hipertansiyon geliyor. Diyabet hastalarının yaklaşık 3’te 1’inde kronik böbrek hastalığı görülüyor.
Merkez hemodiyalizine alternatif tedavi
Son dönem böbrek yetmezliğinde en ideal tedavi böbrek nakli olsa da organ yetersizliği ve her hastanın nakle uygun olmaması tedavi seçeneklerini sınırlandırıyor. Hastaların yaklaşık 3’te 2’si yaşamını merkez hemodiyaliziyle sürdürüyor.
Merkezlerde haftada 3 gün ve 4 saat uygulanan hemodiyaliz, böbreğin normal fizyolojik işlevinin yalnızca sınırlı bir bölümünü karşılıyor. Daha etkin diyaliz için tedavi süresinin veya sıklığının artırılması gerekiyor. Evde hemodiyaliz de bu noktada hastalara alternatif oluşturuyor.
Türkiye’de 2006’dan bu yana uygulanan yöntem, 2010 yılında geri ödeme kapsamına alındı. Sağlık Bakanlığının uygulamasından ülke genelinde 1396 kişi faydalanırken bu sayı Ankara’da 231’e ulaşıyor.
“Ölüm oranlarında ciddi bir düşüş sağlamakta”
Bilkent Şehir Hastanesi Nefroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Ezgi Coşkun Yenigün, evde hemodiyalizin hastalara sunduğu avantajları anlattı.
Yenigün, “Hemodiyaliz yaşamsal fonksiyonu olan bir organın fonksiyon kaybında hastanın hayat kalitesini artıran, sağlayan önemli bir tedavi modelidir. Ev hemodiyalizi bu anlamda hastalara sunulmuş önemli bir avantajdır. Ev hemodiyalizi 1960’larda aslında dünya genelinde uygulamaya başlamış. Ülkemizde ise 2006’dan bu yana uygulanıyor. 2010 yılında geri ödeme kapsamında alındı” dedi.
Evde uygulanan tedavide sürenin uzatılabildiğine işaret eden Yenigün, bunun kan basıncı ve aneminin daha etkin kontrol edilmesine yardımcı olduğunu söyledi.
Yenigün, “Ama ev hemodiyalizinde sürenin uzatılmasıyla kan basıncının, kansızlığın, yani aneminin daha etkin kontrolünü sağlayabiliyoruz. Kalp fonksiyonlarında iyileşmeler yaşıyoruz. Aynı zamanda hastaların hemodiyalizden sonraki yorgunluk hislerinin ev hemodiyalizinde daha az olduğunu biliyoruz. Bu, hastaların hem yaşam kalitesini artırmakta hem de sağ kalımlarını artırmakta, yani ölüm oranlarında ciddi bir düşüş sağlamakta” diye konuştu.

Her hasta için uygun olmayabilir
Evde hemodiyalizin kadavra böbrek nakliyle eşdeğer sağ kalım oranlarına sahip olduğunun literatürde gösterildiğini aktaran Yenigün, yöntemin her hasta için uygun olmadığına da işaret etti.
Kalp damar hastalıkları bulunanlar ile kontrolsüz epilepsi, ciddi işitme veya görme problemleri yaşayan hastaların uygulama için uygun olmadığını belirten Yenigün, yaşın, diyabetin, eğitim seviyesinin veya sosyokültürel durumun ise tek başına engel oluşturmadığını söyledi. Hastanın tedaviyi istemesi ve gönüllü olması gerektiğini vurguladı.

“Evde hemodiyaliz çok büyük bir konfor”
Ankara’da annesi Bingüzel Ural (59) ile birlikte evde hemodiyaliz tedavisi gören Tuğba Ural (41), yaklaşık 13 yıldır diyalize girdiğini, son 7 yıldır ise tedavisini evinde sürdürdüğünü anlattı.
Ural, “Evde hemodiyaliz çok büyük bir konfor. Yani normal sağlıklı insanlar gibi yaşayabilmemiz için bize sunulmuş güzel bir imkan. Hastanedeki diyalizler seanslı olduğu için, belli saatlerde ve belli günlerde gitmek zorunda olduğun için aksatamazsın. Gitmek zorundasın. Ama evinde her şeyini, düzenini kurarsın, ayarlarsın, girersin” dedi.
Organ bağışı çağrısında da bulunan Ural, diyaliz nedeniyle gerçekleştiremediği birçok hayali olduğunu ifade ederek, “Çocuklarıma daha verimli olmak isterdim. Çocuklarım için gerçekleştirmek istediğim birçok hayali gerçekleştirebilirdim. O yüzden organ bağışı lütfen” diye konuştu.
























