Türkiye, kasım ayında Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesinde enerji ve iklim politikalarında 2035'e uzanan yeni döneme hazırlanıyor. Zirvenin eylem gündeminde elektrifikasyon, enerji verimliliği, yenilenebilir kaynaklar ve döngüsel ekonomi öne çıkarken Türkiye'nin kendi enerji planlarında da güneş ve rüzgâr yatırımlarının hızlandırılması hedefleniyor.
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından New York'ta açıklanan gündemde, yeni taahhütler oluşturulmasından çok ülkelerin mevcut iklim hedeflerinin hayata geçirilmesine odaklanılması planlanıyor.
Elektriğin payında yüzde 35 hedefi
COP31 gündeminin en dikkat çekici başlıklarından biri, elektriğin dünya genelindeki nihai enerji tüketimindeki payının 2035'e kadar yüzde 35'e çıkarılması.
Bugün yüzde 20'nin biraz üzerinde bulunan bu oranın yükseltilmesiyle ulaşım, sanayi ve binalarda fosil yakıt kullanımının azaltılması amaçlanıyor.
Gündemde ayrıca binalardaki enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması, belediye atıklarında beklenen artışın yarıya indirilmesi ve döngüsel malzeme kullanım oranının yüzde 15'e yükseltilmesi bulunuyor.
Bu adımların birlikte uygulanması hâlinde 2035'e kadar küresel sera gazı emisyonlarında 8,5 ila 10 milyar tonluk azaltım potansiyeli oluşabileceği hesaplanıyor.
Ancak söz konusu oranlar, Türkiye'nin tek başına yerine getireceği ulusal taahhütler değil. Bunlar, COP31 Başkanlığı tarafından uluslararası destek sağlanması hedeflenen küresel amaçlar niteliğinde.
Güneş ve rüzgârda 120 bin megavatlık hedef
Türkiye'nin kendi enerji dönüşümünde en büyük yatırımlardan birinin yenilenebilir enerji alanında yapılması planlanıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yol haritasına göre güneş ve rüzgâr enerjisindeki toplam kurulu gücün 2035'te 120 bin megavata çıkarılması hedefleniyor. 2025 sonunda yaklaşık 40 bin megavat seviyesinde bulunan kapasite dikkate alındığında, dokuz yıl içerisinde yaklaşık 80 bin megavatlık yeni kapasitenin sisteme eklenmesi gerekiyor.
Bu hedef, Türkiye'nin her yıl ortalama 7 bin 500 ila 8 bin megavat arasında yeni güneş ve rüzgâr kapasitesini elektrik sistemine dâhil etmesi anlamına geliyor.
Dönüşüm yalnızca enerji santralleriyle sınırlı kalmayacak. Yeni üretim kapasitesinin sisteme bağlanabilmesi için iletim hatlarının genişletilmesi, depolama yatırımlarının artırılması ve elektrik şebekesinin daha esnek hâle getirilmesi gerekiyor.
Enerji dönüşümü kapsamında yatırım, şebeke ve reformların toplam büyüklüğünün 108 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Bunun yaklaşık 30 milyar dolarlık bölümünün yeşil iletim altyapısına yönlendirilmesi planlanıyor.
Batarya depolama kapasitesinin de 2035'e gelindiğinde yaklaşık 35 gigavata ulaşabileceği değerlendiriliyor.
Elektrik kapasitesinde yenilenebilirin payı büyüyor
Türkiye'nin elektrik üretim altyapısındaki değişim, kurulu güç rakamlarına da yansımış durumda.
Ağustos 2026 sonunda ülkenin toplam elektrik kurulu gücü 126 bin 944 megavata ulaştı. Bu kapasitenin yüzde 25,5'ini hidroelektrik, yüzde 22'sini güneş ve yüzde 12,2'sini rüzgâr santralleri oluşturdu.
Doğal gazın kurulu güç içerisindeki payı yüzde 19,5, kömürün payı ise yüzde 17,4 olarak kaydedildi.
Kurulu güçteki büyümeye rağmen güneş ve rüzgârın elektrik üretimindeki ağırlığı aynı seviyede değil. 2025 yılında Türkiye'de üretilen elektriğin yüzde 10,5'i güneşten, yüzde 10,9'u ise rüzgârdan sağlandı. Hidroelektrik ve jeotermal kaynaklar da eklendiğinde yenilenebilir enerjinin toplam elektrik üretimindeki payı yaklaşık yüzde 40,4'e ulaştı.
Aynı dönemde elektrik üretiminde kömürün payı yüzde 33,6, doğal gazın payı ise yüzde 23 oldu.
Elektrik talebi 510 teravatsaati aşabilir
Enerji dönüşümündeki kritik başlıklardan birini de hızla büyüyen elektrik talebi oluşturuyor.
Türkiye'nin elektrik tüketimi 2025 yılında yüzde 2,1 artarak 360,9 teravatsaate çıktı. Ulusal Enerji Planı'ndaki tahminlere göre tüketimin 2030'da 455,3 teravatsaate, 2035'te ise 510,5 teravatsaate ulaşması bekleniyor.
Bu tablo, önümüzdeki dönemde yalnızca yeni enerji santrallerinin kurulmasının yeterli olmayacağını gösteriyor. Üretimdeki artışa paralel olarak elektrik şebekesinin genişletilmesi, enerji depolama kapasitesinin büyütülmesi ve talep ile üretim arasındaki dengeyi sağlayacak sistemlerin geliştirilmesi gerekecek.
Enerji ithalatına karşı yeni denge
Türkiye açısından dönüşümün ekonomik boyutunda enerji ithalatı önemli bir yer tutuyor.
Ülke, enerji ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini dış kaynaklardan karşılıyor. Ham petrolde ithalata bağımlılık ise yüzde 80'in üzerinde seyrediyor.
Enerji ithalatındaki yüksek oran, petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanan küresel hareketlerin Türkiye'nin dış ticaret dengesi ve enerji maliyetleri üzerinde doğrudan etkili olmasına neden oluyor.
Haziran 2026'da enerji ithalatı için ödenen tutarın yıllık bazda yüzde 28,8 artarak 5,92 milyar dolara yükselmesi de bu hassasiyetin sürdüğünü gösterdi.
Güneş ve rüzgâr yatırımlarının büyümesi, elektrik üretiminde ithal doğal gaz ve kömüre duyulan ihtiyacın azaltılmasına katkı sağlayabilir. Ulaşımda elektrikli araçların yaygınlaşması da petrol talebinin sınırlandırılmasında rol oynayabilir.
Ancak yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışın vatandaşların enerji faturalarına doğrudan ve kısa sürede düşüş olarak yansıması beklenmemeli. Yeni şebeke hatları, depolama tesisleri, finansman giderleri ve sistemin ihtiyaç duyduğu yedek kapasite de önemli maliyetler oluşturuyor.
Uzun vadede ise ithal yakıtlara duyulan ihtiyacın azalması, Türkiye'nin küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanan sert dalgalanmalardan daha az etkilenmesine yardımcı olabilir.
Dönüşüm fabrikadan konuta uzanacak
Elektrifikasyon, yalnızca elektrik üretiminin güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynaklara kaydırılması anlamına gelmiyor.
Ulaşımda petrol ürünlerinin, konutlarda doğal gazın ve sanayide fosil yakıt kullanılan bazı üretim süreçlerinin elektrikli sistemlerle değiştirilmesi gerekiyor.
Elektrikli araçlar, ısı pompaları, yüksek verimli motorlar ve elektrikli endüstriyel sistemler bu dönüşümün önemli parçaları arasında bulunuyor.
Türkiye'deki elektrikli araç ekosistemi de hızla büyüyor. Temmuz 2026 itibarıyla tamamen elektrikli araç sayısı 464 bin 873'e ulaşırken ülkedeki şarj soketi sayısı 46 bin 665'e yükseldi.
Binalarda ise yalıtım, verimli soğutma ve aydınlatma sistemleri, akıllı sayaçlar, çatı tipi güneş santralleri ve ısı pompaları enerji tüketiminin azaltılmasında daha fazla önem kazanacak.
Sanayide atık ısının değerlendirilmesi, enerji verimliliği yatırımları ve düşük karbonlu üretim teknolojilerinin yaygınlaşması dönüşümün diğer ayağını oluşturacak.
2035, 2053 hedefinin ara durağı
Türkiye'nin enerji yatırımları, aynı zamanda 2053 net sıfır emisyon hedefinin önemli parçalarından birini oluşturuyor.
Birleşmiş Milletlere sunulan İkinci Ulusal Katkı Beyanı'nda Türkiye, 2035 yılı emisyonlarını mevcut politikaların devam ettiği senaryoya kıyasla 466 milyon ton karbondioksit eş değeri azaltarak 643 milyon ton seviyesinde sınırlandırmayı öngörüyor.
Bununla birlikte hedefin yalnızca yenilenebilir enerji santrallerinin artırılmasıyla gerçekleştirilmesi mümkün görünmüyor. Sanayi, ulaşım, binalar, tarım ve ormancılık politikalarının da aynı dönüşüm içerisinde ele alınması gerekiyor.
Türkiye'nin net sıfır yolunda mevcut eğilimin üzerine her yıl millî gelirin en az yüzde 1,7'sine karşılık gelebilecek ilave yatırımlara ihtiyaç duyulabileceği hesaplanıyor.
Gözler Antalya'daki COP31'de
Enerji dönüşümünün uluslararası ayağındaki kritik buluşma Antalya'da gerçekleştirilecek.
COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek. Türkiye, zirvenin başkanlığını ve eylem gündemini üstlenirken resmî müzakere sürecine Avustralya liderlik edecek.
Ankara açısından zirvenin önemli başlıklarından birini de iklim finansmanı oluşturacak. COP31 kapsamında oluşturulması planlanan mekanizmalarla ülkelerin iklim hedeflerinin finansman sağlanabilecek somut projelere dönüştürülmesi amaçlanıyor.
Türkiye'nin 120 bin megavatlık güneş ve rüzgâr hedefi, elektrik şebekesinin yenilenmesi, enerji depolama yatırımları ve sanayinin düşük karbonlu üretime geçişi dikkate alındığında önümüzdeki dokuz yıl, enerji sektöründe büyük bir yatırım dönemine işaret ediyor.
COP31'de kurulacak finansman bağlantılarının bu projelere kaynak sağlayabilmesi hâlinde Antalya'daki zirve, Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir organizasyon değil, 2035 enerji dönüşümünün finansmanında da önemli bir eşik olabilir.


























