Bir zamanlar birine “marjinal” denildiğinde, o kişinin kalabalığın biraz dışında durduğu anlaşılırdı.
Farklı giyiniyorsa marjinaldi.
Farklı düşünüyorsa marjinaldi.
Herkesin kabul ettiğini sorguluyorsa, biraz fazla konuşuyorsa, biraz fazla itiraz ediyorsa yine marjinaldi.
Kelimenin kendisinde bile hafif bir mesafe vardı.
“Bizden değil.”
“Bunlar başka.”
“Bunların dünyası başka.”
Sonra yıllar geçti.
Marjinal dediğimiz şeylerin bir kısmı gündelik hayatın içine girdi.
Bir zamanlar yadırganan kıyafetler sıradanlaştı. Eskiden tuhaf bulunan müzikler bugün listelerde. Bir dönem yalnızca belli çevrelerin konuştuğu meseleler artık televizyon programlarının, sosyal medyanın, reklamların konusu.
Hatta bir zamanlar “fazla özgür” bulunan bazı davranışlar bugün tüketilecek bir yaşam tarzı olarak karşımıza çıkıyor.
Peki ne oldu?
Marjinal olan mı değişti?
Yoksa merkez mi yer değiştirdi?
Belki de asıl değişen, toplumun farklı olana bakışından çok, farklılığın kendisinin pazarlanabilir hale gelmesi.
Çünkü bugün “farklı olmak” da başlı başına bir kimlik biçimi.
Herkes kendine özgü.
Herkes kendi tarzında.
Herkes başkasına benzemediğini söylüyor.
Ve garip olan şu ki, herkesin birbirinden farklı olmaya çalıştığı bir yerde farklılık da giderek birbirine benzemeye başlıyor.
Bir dönem kalabalığın arasından sıyrılmak için yapılan şeyler, bugün kalabalığın içinde kendini gösterebilmenin araçlarına dönüşüyor.
Aykırı görünmek bile bir tüketim biçimi olabiliyor.
Kıyafetler değişiyor, kelimeler değişiyor, müzikler değişiyor.
Ama belki daha ilginç bir şey oluyor:
Marjinal kelimesinin kendisi eski anlamını kaybediyor.
Çünkü artık merkez o kadar geniş ki, eskiden kenarda duran birçok şey merkezin içine sığabiliyor.
Bir düşünce önce tepki çekiyor.
Sonra konuşuluyor.
Sonra normalleşiyor.
Sonra reklamı yapılıyor.
Sonra satılıyor.
En sonunda da herkesin hayatının bir parçası haline geliyor.
Bunun iyi ya da kötü olduğuna karar vermek kolay değil.
Çünkü toplum dediğimiz şey zaten biraz böyle çalışıyor.
Dün tuhaf bulunan şey bugün sıradanlaşabiliyor. Dün kabul gören şey yarın eski moda kalabiliyor.
Ama bu değişimin bize bıraktığı ilginç bir soru var:
Eğer herkes kendisini farklı, özgün ve aykırı olarak tanımlıyorsa, gerçekten kim marjinal?
Belki de artık marjinal olmak, farklı görünmekle ilgili değil.
Kalabalığın neyi sevdiğini, neyi satın aldığını, neyi konuştuğunu bilip yine de kendi fikrini oluşturabilmekle ilgili.
Çünkü bugün farklı bir kıyafet bulmak kolay.
Farklı bir müzik dinlemek kolay.
Farklı görünmek kolay.
Zor olan, herkes aynı şeyi söylerken başka türlü düşünmek.
Belki de yıllar önce bize “marjinal” diyenlerin yanıldığı yer tam burasıydı.
Marjinal olan, kalabalıktan farklı görünmek değildi.
Asıl mesele, kalabalığın ne tarafa gittiğini fark edebilmekti.
Şimdi dönüp baktığımızda ise insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Hani marjinal bizdik?




























