Yunanistan'da sivrisinekler aracılığıyla bulaşan Batı Nil virüsü, 2026 yılında ülkede bugüne kadar kaydedilen en yüksek vaka sayısına ulaştı. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezinin (ECDC) 23 Ekim tarihli raporunda, Yunanistan'da 457 vakanın tespit edildiği bildirildi.

Komşu ülkede yaşanan gelişmeler, Türkiye'deki olası bulaşma riskini de gündeme taşıdı. Türkiye'de geçmiş yıllarda Batı Nil virüsü vakalarının görülmesi, özellikle Trakya ve Ege bölgelerinde hastalığa yönelik izleme çalışmalarının önemini ortaya koyuyor.

YUNANİSTAN'DA VAKA SAYISI REKOR SEVİYEYE ULAŞTI

ECDC'nin verilerine göre 2026 yılında Avrupa genelinde 20 ülkede toplam 1.965 yerel kaynaklı Batı Nil virüsü vakası bildirildi.

Yunanistan, 457 vakayla İtalya'nın ardından en fazla hastalık bildirimi yapılan ikinci ülke oldu. Virüsün ülkenin 25 farklı bölgesinde tespit edildiği açıklandı.

ECDC'nin 15 Ekim'de yayımladığı değerlendirmede ise Yunanistan'da 7 Ekim itibarıyla 445 vaka ve 46 ölüm kaydedildiği belirtildi.

Başkent Atina'nın da içinde bulunduğu Attika bölgesi ile Larisa, hastalığın yoğun olarak görüldüğü bölgeler arasında yer aldı.

BATI NİL VİRÜSÜ TÜRKİYE'YE YAYILABİLİR Mİ?

Yunanistan'daki vaka artışı, Türkiye açısından da dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Batı Nil virüsü, çoğunlukla enfekte kuşlardan virüsü alan Culex türü sivrisineklerin insanları ısırmasıyla bulaşıyor. Göçmen kuşların hareketleri ve sivrisineklerin yaşam koşulları, virüsün farklı coğrafyalarda dolaşımını etkileyebiliyor.

Türkiye'nin Yunanistan ile coğrafi yakınlığı ve benzer iklim koşullarına sahip bölgelerinin bulunması, özellikle Trakya ve Ege'deki olası bulaşma riskinin izlenmesini önemli hâle getiriyor.

Bununla birlikte Yunanistan'daki vakaların Türkiye'ye doğrudan yayıldığını gösteren doğrulanmış bir bulgu bulunmuyor.

TÜRKİYE'DE DAHA ÖNCE BATI NİL VİRÜSÜ GÖRÜLDÜ

Batı Nil virüsü Türkiye için yeni bir hastalık değil.

Sağlık Bakanlığı verilerine dayanan bilimsel yayınlarda, Türkiye'de 2024 yılında 90 doğrulanmış vaka ve 7 ölüm bildirildiği belirtiliyor.

Bu veriler, virüsün Türkiye'de de dolaşıma girebildiğini ortaya koyuyor.

Öte yandan 30 Ekim 2026 itibarıyla Türkiye genelinde bu yıl tespit edilen vakaların toplamına ilişkin güncel ve doğrulanabilir bir ulusal rapora ulaşılamadı.

Dolayısıyla komşu ülkedeki vaka artışının Türkiye'de yeni bir salgına yol açtığını söylemek için yeterli veri bulunmuyor.

BATI NİL VİRÜSÜNÜN BELİRTİLERİ NELER?

Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının büyük bölümü herhangi bir belirtiye neden olmadan geçiriliyor.

Sağlık Bakanlığının bilgilendirmelerine göre enfekte kişilerin yaklaşık yüzde 70 ila 80'inde belirti görülmüyor.

Belirti gösteren kişilerde ise ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, halsizlik, bulantı ve kusma gibi şikâyetler ortaya çıkabiliyor.

Enfekte kişilerin yüzde 1'inden azında menenjit veya beyin iltihabı gibi ağır nörolojik hastalıklar gelişebiliyor.

Özellikle ileri yaştaki kişiler ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, hastalığın ağır seyretmesi açısından daha yüksek risk taşıyor.

SİVRİSİNEK ISIRIKLARINA KARŞI UYARI

Batı Nil virüsünden korunmada sivrisineklerle mücadele önemli bir yer tutuyor.

Uzman sağlık kuruluşları, sivrisineklerin üreyebileceği durgun su birikintilerinin ortadan kaldırılmasını, pencere ve kapılarda sineklik kullanılmasını ve açık alanlarda sivrisinek ısırıklarına karşı önlem alınmasını öneriyor.

Hastalığın insanlarda kullanım için onaylanmış bir aşısı bulunmuyor.

Avrupa'da Batı Nil virüsü vakaları genellikle yaz sonu ve sonbahar başında artış gösteriyor. Havaların soğumasıyla sivrisinek faaliyetleri azalsa da uygun koşullarda bulaşma riski devam edebiliyor.

TÜRKİYE İÇİN RİSK NE DÜZEYDE?

Yunanistan'da 2026 yılında kaydedilen yüksek vaka sayısı, Batı Nil virüsünün bölgedeki halk sağlığı açısından önemini bir kez daha ortaya koydu.

Türkiye'de geçmiş yıllarda vakaların bildirilmiş olması ve virüsün doğal bulaşma döngüsünde göçmen kuşlarla sivrisineklerin rol oynaması, hastalığın izlenmesini gerekli kılıyor.

Bununla birlikte mevcut veriler, Yunanistan'daki vaka artışının Türkiye'de yeni bir salgına neden olduğunu göstermiyor.

Türkiye açısından güncel risk düzeyinin belirlenebilmesi için ulusal vaka bildirimlerinin, sivrisinek sürveyansının ve bölgesel epidemiyolojik verilerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.