Başlığı görünce gönül meselelerinden söz edeceğimi düşünmüş olabilirsiniz.

Ama bugün konuşacağımız, meydanlarda ilan edilen, kürsülerde anlatılan, seçim otobüslerinin üzerinden millete haykırılan bir aşk:

Dava aşkı!

Hani şu uğruna gece gündüz çalışıldığı söylenen, makamların önemsiz bulunduğu, şahsi hesapların kapının dışında bırakıldığı büyük sevda…

Sonra bir bakıyorsunuz; dilde dava, hesapta başka şeyler var.

Vatandaş da ister istemez o şarkıyı hatırlıyor:

“Zaten aşklar hep yalan dolan…”

Fon soruşturmaları etrafında gündeme gelen iddialar, siyasetin uzun zamandır kendisine sorması gereken bir soruyu yeniden önümüze koydu:

Kim gerçekten bir davaya hizmet ediyor, kim davanın sağladığı imkânlardan yararlanıyor?

Önce şunu söyleyelim: Bir soruşturmada adının geçmesi, bir insanın suçlu olduğu anlamına gelmez. Kimin ne yaptığını deliller ortaya koyacak, hükmü mahkemeler verecek.

Ancak siyasi sorumluluğu, ahlaki ölçüleri ve millete karşı taşınan yükümlülüğü konuşmak için de her defasında bir mahkeme kararını bekleyemeyiz.

Çünkü siyaset yalnızca suç işlememekten ibaret değildir.

Güveni korumak, yasal olsa bile etik olmayan davranışlardan uzak durmak, bulunduğu makamın itibarını korumak ve kendisine inanan insanları mahcup etmemek de siyasetin sorumluluğudur.

AK Parti, kendisini bir dava partisi olarak tarif eden, geniş kitlelerle bu anlayış üzerinden bağ kuran bir siyasi hareket.

Bu hareketin içinde yıllarca karşılık beklemeden çalışan insanlar var. Mahalle mahalle dolaşan, işinden ve ailesinden vakit ayıran, seçim gecesi sandığının başından ayrılmayan insanlar…

Recep Tayyip Erdoğan’a inanmış, verilen mücadeleyi kendi mücadelesi bilmiş milyonlar var.

İşte benim itirazım, bu insanların emeğini ve inancını şahsi hesaplarına sermaye yapanlara.

Bir siyasi hareketin kapısından girip kendisine çevre, nüfuz ve kazanç kapısı arayan kişinin, o hareketin fedakâr tabanıyla aynı yerde durduğunu kabul edemem.

Partinin adını kullanmak başka, o partinin yükünü taşımak başka.

Erdoğan’la bir fotoğraf karesine girmek de tek başına dava adamlığının belgesi değildir.

Asıl ölçü, kimsenin görmediği yerde nasıl davrandığınızdır.

Bu tür etik dışı işler etrafında oluşan şüpheler, dava için yıllarca dürüstçe çalışmış binlerce insanı da sorgulamayla karşı karşıya bırakıyor.

Mahalledeki teşkilat mensubu açıklama yapmak zorunda kalıyor. Samimi seçmen, kendisinin hiçbir ilgisi olmayan ilişkilerin hesabıyla karşılaşıyor.

Birilerinin şahsi hesabının siyasi faturasını neden onlar ödesin?

Davaya sahip çıkmak, yanlış yapanı korumakla olmaz.

Yanlışın karşısında durabilmekle olur.

Sayın Erdoğan’ın açıklamalarından anlıyoruz ki akçeli işlere bulaşanların fişi çekilecek.

Fakat meseleyi yalnızca AK Parti üzerinden okumak da kolaycılık olur.

Siyasetin farklı mahallelerinde aynı çelişkiyle karşılaşabiliyoruz.

Kimi millet sevgisini anlatıyor, kimi Atatürkçülüğü, kimi halkçılığı, kimi milliyetçiliği, kimi de adaleti…

Bunların her birine içtenlikle inanan, ömrünü veren insanlar var.

Bir de bu inançların çevresinde kendisine yer açanlar…

Tabana sabır tavsiye ederken kendisi ayrıcalık bekleyenler. Fedakârlığı hep başkasından isteyenler. Makam verilmeyince yıllardır savunduğu ilkeleri bir gecede tartışmaya açanlar.

Hepsini aynı kefeye koymuyorum.

Ama hiçbir partinin de kendi içindeki menfaat hesabını güzel sloganların arkasına saklama hakkı yok.

Vatandaşın inancı, kimsenin yükselme basamağı değildir.

Para kazanmak ayıp değil. Ticaret yapmak da zengin olmak da ayıp değil.

İtirazımız, siyasi nüfuzun kişisel kazanca dönüştürülmesine ve milletin güveninin özel ilişkilerde referans olarak kullanılmasına.

İnsanların size inanmasını istiyorsanız, söylediklerinizle yaşadıklarınız arasında bir bağ bulunacak.

“Davam” dediğiniz şey, makamınız sona erince de devam edecek.

Telefonlarınız eskisi kadar çalmadığında da aynı yerde durabileceksiniz.

İmkânlar azalınca sevdanız da azalıyorsa, kusura bakmayın; vatandaşın sizin aşkınızdan şüphe etmeye hakkı vardır.

Bu memlekette hâlâ hiçbir karşılık beklemeden çalışan, inandığı değerleri hayatında taşıyan insanlar var.

Zaten sözümüz de onların hakkını yiyenlere.

Çünkü bir davayı en fazla yoran şey, ona karşı çıkanların eleştirisi kadar, onun adına konuşup kendi hesabına çalışanların davranışlarıdır.

Onun için herkes kendi kapısının önüne bakacak.

Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun…

Dava aşkıyla yola çıkanların emeğini, para aşkına düşenlere ezdirmeyin.

Sonra millet şarkıyı söyleyince de millete kızmayın.