Türk Medenî Kanunu'nun 175. maddesine göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, diğer taraftan mali gücü oranında "süresiz olarak" nafaka isteyebilir. Yargıtay bu ibareyi emredici kabul ettiğinden hâkimin nafakayı bir süreyle sınırlama imkânı yoktu. Bu sebeple iki yıllık, çocuksuz bir evliliğin ardından dahi nafaka borcu, alacaklı yeniden evlenmedikçe, yoksulluğu ortadan kalkmadıkça veya taraflardan biri ölmedikçe ömür boyu sürebilmekteydi. Borçlunun boşanmada hiç kusuru olmaması da sonucu değiştirmiyordu. Bu durumun alacaklıyı resmî nikâhtan kaçınmaya ittiği uzun zamandır eleştirilmekteydi.

Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin itirazı üzerine verdiği 04.06.2026 tarihli, 2025/156 E., 2026/131 K. sayılı kararla "süresiz olarak" ibaresini oyçokluğuyla iptal etti; karar 30.09.2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Öte yandan Mahkeme 2012 yılında aynı hükmün iptali talebiyle açılan başka bir davada aynı kuralı Anayasa'ya aykırı bulmamıştı. Bu kez ise, uygulamanın ilgili hükmü emredici yorumlamaya devam etmesine dikkat çekerek, önceki görüşünden döndüğünü belirtmiş ve iptale karar vermiştir. Mahkemeye göre kuralın lafzı her durumda süresiz nafakayı zorunlu kılmadığı hâlde uygulamanın bu yönde şekillenmesi, kuralın belirlilikten yoksun olduğunu göstermektedir (AY m. 2). Asıl ağırlık ise devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma yönündeki pozitif yükümlülüğündedir (AY m. 5 ve 17). Evlilik süresi, yaş, sağlık ve çalışma imkânı gibi hiçbir ölçüt gözetilmeksizin kusursuz eşe dahi ömür boyu sürebilen bir yük getirilmesi, çatışan menfaatler arasındaki makul dengeyi ortadan kaldırmaktadır. Nitekim karar, nafakanın kural olarak belirli bir süreyle sınırlanabileceğini, ancak hangi hâllerde süresiz nafakaya hükmedileceğine ilişkin kriterlerin kanunda açıkça yer alması gerektiğini vurgulamaktadır.

Kararın ardından en çok sorulan soru, hâlen nafaka ödeyenlerin hemen nafakanın kaldırılması davası açıp açamayacağıdır. Kanaatimizce bu soruya bugün için olumlu cevap vermek çok mümkün değildir. Öncelikle iptal kararları geriye yürümez (AY m. 153/V); kesinleşmiş nafaka hükümleri kendiliğinden ortadan kalkmaz. Kaldı ki TMK m. 176, nafakanın kaldırılmasını yeniden evlenme, ölüm, fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürme hâllerine; azaltılmasını ise tarafların mali durumunun değişmesine bağlamıştır. Bir iptal kararı tek başına bu sebeplerden birini oluşturmaz. Hâl böyle olunca, yalnızca AYM kararına dayanılarak açılacak bir davanın reddedilmesi ve davacının yargılama giderleri ile vekâlet ücretine mahkûm olması muhtemeldir. Mevcut nafakaların akıbeti, yeni kanunun geçiş hükmüne bağlıdır. Eğer kanuna devam eden süresiz nafakalarla ilgili bir hüküm eklenirse, bu hükme dayanılarak dava açılması değerlendirilebilir. Elbette TMK m. 176'daki sebeplerden biri fiilen mevcutsa, bu dava bugün de açılabilir.

Yeni düzenlemede, İngiliz ve Hollanda örneklerinde olduğu gibi, evlilik süresine bağlı kademeli bir sistem benimsenmesi kanaatimizce isabetli olur. Önerimiz şöyledir: Üç yıldan kısa süren evliliklerde nafaka en fazla bir yıl (ki bu, 1988'e kadar 743 sayılı Kanun'da öngörülen süredir), üç ila on yıl süren evliliklerde evlilik süresinin yarısı kadar ve en fazla beş yıl, on ila yirmi yıl süren evliliklerde ise en fazla on yıl süreyle verilebilmelidir. Yirmi yılı aşan evliliklerde hâkim, alacaklının yaşı, sağlık durumu ve çalışma hayatına katılma imkânını gözeterek süresiz nafakaya hükmedebilmelidir. Bunun yanında süre sonunda yoksulluğu devam eden alacaklının, yaşlılık, ağır hastalık veya bakımı kendisine bırakılan ortak çocuk gibi haklı sebeplerle süre uzatımı isteyebilmesi de sağlanmalıdır. Böylece kısa evlilikler ömür boyu bir yüke dönüşmez, hayatının uzun yıllarını eve ve çocuklara adamış eş de mağdur olmaz.

Son olarak kararın yürürlüğüne dikkat çekmek gerekir. Mahkeme, doğacak hukukî boşluk sebebiyle iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu süre dolana kadar "süresiz olarak" ibaresi uygulanmaya devam edecek ve bu süre içinde karara bağlanan davalarda yine süresiz nafakaya hükmedilecektir. Dokuz aylık süre dolduğu tarihte hâlen görülmekte olan davalarda ise ibare artık uygulanamayacağından, kanaatimizce nafakanın süresi iptal sonrası hukukî duruma göre belirlenmelidir.. Kanunkoyucunun da bu süre içinde, hangi hâllerde süresiz nafakaya hükmedileceğini ve mevcut nafakaların akıbetini açıkça düzenlemesi gerekir; aksi hâlde yeknesaklıktan yoksun bir uygulamayla karşılaşılması muhtemeldir.