• Türkiye’de eczacılık ve sağlık bilimleri alanında üniversitelerde yürütülen araştırmaların yeni ilaçlara, patentlere ve yenilikçi sağlık ürünlerine dönüşme düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz? Akademik çalışmaların uygulamaya aktarılabilmesi için üniversiteler ile ilaç sektörünün iş birliği sizce nasıl güçlendirilmeli?

Türkiye'de eczacılık ve sağlık bilimleri alanında önemli bir potansiyel ve artan bir ivme olduğunu düşünüyorum ama henüz istenen düzeyde ticarileşme yok. Akademik buluşların laboratuvar aşamasından hastaya ulaşan bir ilaca veya sağlık ürününe dönüşme oranı maalesef arzu edilen seviyenin oldukça gerisinde.

Bunun en büyük sebeplerinden birisi üniversite ile ilaç sektörü arasındaki iş birliği mekanizmalarının yeterince güçlü ve sürekli olmaması. Teknoloji Transfer Ofislerinin (TTO) rolünün ve kapasitesinin artırılması lazım. Üniversitenin temel araştırma yetkinliği ile sanayinin uygulama ve üretim bilgisini bir araya getiren ortak laboratuvarlar veya araştırma merkezlerinin yaygınlaştırılması gerekiyor.

  • Yapay zekâ sağlık ve eczacılık alanında giderek daha fazla kullanılıyor. Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın ilaç geliştirme süreçlerinden eczacılık mesleğine kadar hangi alanlarda köklü değişiklikler yaratmasını bekliyorsunuz?

Yapay zekânın sağlık ve eczacılık alanında dönüşüm yaratacağını ve mevcut süreçleri hızlandıracağını düşünüyorum. Şu anda bildiğimiz yöntemlerle bir ilacın keşfinden pazara sunulması 10 ila 15 yıl sürerken, yapay zekâ kullanımı bu süreyi dramatik şekilde kısaltıyor.

Mesela bir çalışma biliyorum ki; yapay zekâ destekli bir platform, geleneksel yöntemlerle 4-6 yıl süren ve on milyonlarca dolara mal olan bir süreçten geçecek bir ilaç adayını sadece 18 ayda ve 150.000 dolar gibi bir maliyetle klinik öncesi aşamaya taşıyabildi.

Bana göre üretken yapay zekanın en kritik etkilerinden biri, tedaviyi kişiselleştirilmiş olmaktan çıkarıp bireyselleştirilmiş hale getirecek olması. Hastanın genomik, proteomik ve metabolomik verileri analiz edilerek genetik profiline ve hastalığının özel mekanizmasına uygun bireyselleştirilmiş nanotaşıyıcı sistemler veya ilaç molekülleri tasarlanabilecek.

  • Farmakognozi, fitoterapi ve doğal ürünler üzerine uzun yıllardır çalışmalar yürütüyorsunuz. Türkiye’nin sahip olduğu zengin bitki çeşitliliğinin yeni ilaçların geliştirilmesinde yeterince değerlendirildiğini düşünüyor musunuz?

Hep vurguladığımız gibi, yaklaşık 12.000 bitki türü ve %30'un üzerinde endemizm oranıyla Türkiye, dünya için eşsiz bir doğal ürün laboratuvarı. Bu zenginliğe rağmen, cevabım maalesef “yeterli değil” olacak. Aksine, büyük bir fırsata ve dönüşüm potansiyeline sahip olduğumuzun altını çiziyorum.

Akademik camia bu biyolojik zenginliği bilimsel yayınlara dönüştürme konusunda oldukça üretken. Sadece benim 300'den fazla bu konuda uluslararası yayınım var. Fakat bu yoğun akademik çabanın yeni ilaç, patent veya ticarileşebilir ürüne dönüşme oranı oldukça düşük. Buradaki temel sorun akademik üretkenlik ile endüstriyel uygulama arasındaki kopukluk.

Tıbbi ve aromatik bitkilerimiz çoğunlukla kurutulmuş bitki, drog veya basit ekstreler olarak ihraç edilmekte, yani katma değeri düşük hammadde olarak kalmakta. Bunu geliştirmek için akademi, sanayi ve kamu politikalarının stratejik, bütüncül ve kararlı bir iş birliği içinde olması şart diyorum.

  • Bitkisel ürünler ve takviyeler toplumda giderek daha fazla kullanılıyor. Bilimsel kanıtı olmayan ürünlerin yaygınlaşması açısından Türkiye’de nasıl bir tablo görüyorsunuz ve vatandaşların özellikle nelere dikkat etmesi gerekiyor?

Bitkisel ürünler ve takviyelere olan ilginin arttığı günümüzde, maalesef Türkiye'de bilimsel kanıtı olmayan, hatta sağlığa zararlı ürünlerin yaygınlaşması çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımızda durmakta. Bu sorunun temelinde denetim eksiklikleri ve mevzuattaki bazı açıklar yatmakta.

Yapılan denetimlerde, takviye gıda adı altında satılan birçok üründe ilaç etken maddesi tespit edildi. Ürün etiketlerinde beyan edilen maddelerin üründe bulunmaması veya etiketinde belirtilenden farklı, daha düşük miktarda biyoaktif bileşen içermesi sık rastladığımız bir başka sorun.

Tüketiciler takviye kullanmaya başlamadan önce mutlaka hekime veya eczacılarına danışmalı. Zira bu takviyeler reçeteli ilaçlarla etkileşime girebilir veya mevcut bir sağlık sorununu kötüleştirebilir. "Doğal" veya "bitkisel" etiketlerinin güvenli olduğu anlamına gelmez. Ürün etiketinde hangi maddelerin, ne miktarda bulunduğunu, üretici firma bilgilerini ve son kullanma tarihini mutlaka incelemeliler. Ürünleri eczane gibi güvenilir satış noktalarından satın almaları da çok kritik.

 

Özel Haber: Koray TÜMAY