İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu, 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında 101’inci duruşma görüldü. Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen yargılamada İmamoğlu, dört gündür sürdürdüğü savunmasını tamamladı.
Saat 11.00 sıralarında başlayan ve ikinci celsenin 37’nci gününe denk gelen duruşmada İmamoğlu; yerel yönetimler, toplumsal eşitlik, ekonomik kalkınma, hukuk devleti ve siyasi rekabet konularındaki görüşlerini dile getirdi. Savunmasının son bölümünde iktidara ve mahkeme heyetine yönelik eleştirilerde bulunan İmamoğlu, bütün muhalefet partilerine de seçim güvenliği konusunda birlikte hareket etme çağrısı yaptı.
Yerel yönetimler ve güçlü devlet vurgusu
Savunmasında yerel yönetimlerin demokratik katılım, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle güçlendirilmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, üniter devlet yapısının korunarak yetki ve kaynakların vatandaşlara en yakın düzeyde kullanılmasını savundu.
Şehirlerin rant yerine insanların ihtiyaçları doğrultusunda planlanması gerektiğini söyleyen İmamoğlu, güvenli ve yaşanabilir kentler oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti.
Güçlü devlet anlayışını makam araçları üzerinden eleştiren İmamoğlu, şunları söyledi:
“Güçlü devlet budur. Güçlü devlet, yurt dışından ithal ettiğin tanesi 1 milyon dolarlık, 2 milyon dolarlık makam arabalarını arka arkaya dizip, çakarlarını yakarak güçlü devlet olmaz. Bu duruma düştük ey halkım, bu duruma düştük. Güçlü devlet tümüyle fakirleşmiş, yoksullaşmış bir ortamda Sümerbank'ı kurmaktır, Etibank'ı kurmaktır, şeker fabrikalarını kurmaktır 100 yıl önce. Şimdi başka bir şeyini, başka bir formunu, başka bir Cumhuriyet'in formunu bu ülkeye kazandırmak zorundayız, demokrasiyle güçlü”
“Güçlü devlet yetmez, güçlü toplum gerekir”
Devletin gücünün toplumsal huzur ve güvenle desteklenmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, insanların düşüncelerini açıklamaktan veya örgütlenmekten çekindiği bir ortamda gerçek huzurun sağlanamayacağını söyledi.
İmamoğlu, huzur kavramını şu sözlerle anlattı:
“Güçlü devlet yetmez, güçlü toplum gerekir. Huzurlu toplum gerekir, zengin toplum gerekir. Huzur dediğim şey sessizlik değildir. İnsanların korktukları için konuşmadıkları bir ülkeye huzurlu ülke denmez. İnsanların kimliklerini sakladıkları, düşüncelerini söylemekten çekindikleri, örgütlenmekten korktukları, birbirlerine kuşkuyla baktıkları bir toplum huzurlu değildir, olamaz. Huzur güvende olmaktır, güvende. Güvende hissedecek insan kendisini.
Başına bir iş geldiğinde devletinin seni geride bırakmayacağını bilmektir. Bir deprem olduğunda devletin geleceğine güvenmektir, bir yangında, kazada, felakette yalnız kalmayacağını bilmektir. Haksızlığa uğradığında karşısında kim olursa olsun hukukun seni koruyacağına tamamıyla güvenmektir. Kendinden farklı olandan korkmadan yaşamaktır. Güvende olmak budur. Düşüncesini özgürce söyleyebilmektir, inancını da özgürce yaşayabilmektir. Özgürce örgütlenebilmek, hakkını arayabilmek, itiraz edebilmektir.”
Toplumsal barış mesajı: Türkiye kendi içinde kavga etmekten yoruldu
Türkiye'deki toplumsal kutuplaşmaya değinen İmamoğlu, farklı kimliklerin ve yaşam tarzlarının karşı karşıya getirilmesine son verilmesi gerektiğini savundu.
İnsanların birbirine güven duyduğu bir toplum hedeflediklerini belirten İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Huzur, devletine güvenen insanlardan oluşan toplumdur. Bunun kadar önemli olan bir başka güven daha vardır: Birbirimize güvenmek. Birbirimize güvenebilmek. Türkiye kendi içinde kavga etmekten yoruldu, yeter ya! Milleti böyle, böyle parçalaya, parçalaya... Böyle çatık kaşlar, asık suratlar... Yeter ya! 20 yıl, 25 yıl aynı koltuktan insanlara korkuyu, öfkeyi, şiddeti, kötü kötü göstermekten yeter, bıktı mı millet? Güler yüz istiyor insan. Samimiyet istiyor, neşe istiyor, umut istiyor. Kimliklerimizi birbirimize karşı silah haline getirmekten yoruldu. Mahallelerimizi birbirinden ayırmaktan, yaşam tarzlarımızı yarıştırmaktan, farklılıklarımızı sürekli bir korku sebebi haline getirmekten yoruldu. Biz bunu değiştireceğiz. Biz bunu İstanbul'da yaptık. Millet bundan memnun oldu, mutlu oldu.”
Türkler ve Kürtler arasında karşılıklı güven çağrısı
Toplumsal eşitlik konusundaki değerlendirmelerinde Türkler ve Kürtler arasındaki ilişkilere de değinen İmamoğlu, vatandaşların kimlikleri nedeniyle birbirlerinden şüphe duymadığı bir Türkiye istediğini belirtti.
İmamoğlu, farklı inançlara sahip insanların da eşit biçimde yaşayabilmesi gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Türk’ün Kürt'ten, Kürt'ün Türk'ten şüphe etmediği bir Türkiye. Bir korku paranoyası var, bundan kurtulan bir Türkiye istiyoruz biz. Her Kürt, en az benim kadar vatanseverdir, ben her Kürt vatandaşıma öyle bakıyorum. Ben en az benim kadar İstanbul'u seviyor, en az benim kadar Trabzon'u seviyor, ben de en az onun kadar Diyarbakır'ı, Hakkari'yi seviyorum. Ben Van'da ne kadar eşit hissedersem, o da benim köyümde o kadar eşit hisseder topraklarda. Sünni’nin Alevi’ye, Alevi’nin Sünni’ye kuşkuyla bakmadığı bir Türkiye kimseye inancını dayatamaz, öğretmeye kalkmazsın ya. Herkes inancını yaşayacak.”
Sofra benzetmesiyle eşitlik ve paylaşım mesajı
Türkiye'nin yönetim anlayışını bir sofra üzerinden değerlendiren İmamoğlu, toplumdaki herkesin eşit söz hakkına ve ekonomik imkânlara sahip olması gerektiğini ifade etti.
İmamoğlu, paylaşım ve dayanışma vurgusu yaptığı konuşmasında şu sözleri kullandı:
“Bir memleket nasıl yönetildiğini, insanına nasıl davrandığını anlamak istiyorsanız bazen her şeyden sıyrılıp önce sofranıza bakacaksınız. Kimler oturuyor o sofrada? Kimler ayakta bekliyor, kimler kapıda bırakılmış? Kimin önüne bir lokma ekmek koyulmuş, kimin tabağı boş? Ve en önemlisi o sofrada kimin söz hakkı var? Kim ötelenmiş? Bizim bu topraklarda sofra adabı çok kıymetlidir... Kapı çalınır bir kişi daha gelir. Ne yaparız, hemen yana kayarız. Ona yer açarız. Bir tabak daha koyarız sofraya. Gerekirse ekmeği biraz daha ince böleriz ama paylaşırız ama kimseye sana bu sofrada yer yok demeyiz, der miyiz, demeyiz. Çünkü biliriz ki kalabalık sofra bereketlidir. Lokma paylaştıkça çoğalır. “Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim. Lokmayı adil bölüşeceksiniz. Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz. Ve bu ülkenin sofrasında kimse misafir değildir, bunu unutmayın. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır"
Toplumun farklı kesimlerinin birbirlerine karşı tehdit olarak gösterildiğini savunan İmamoğlu, geçmişte oluşturulan ayrışmaların toplumsal huzuru olumsuz etkilediğini söyledi.
Alevi geleneğinden “40'lar Meclisi” örneği
Konuşmasında Alevi kültüründeki 40'lar Meclisi geleneğine de yer veren İmamoğlu, bu anlayışı toplumsal birlikteliğin örneklerinden biri olarak değerlendirdi.
Kendisinin Sünni kültürüyle yetiştiğini belirten İmamoğlu, 40'lar Meclisi'ndeki paylaşım ve eşitlik anlayışının demokrasi bakımından önemli olduğunu söyledi.
İmamoğlu, farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşamasına ilişkin düşüncelerini şöyle aktardı:
“Ve kendime soruyorum bu memleketin kendisi neden kocaman bir 40'lar Meclisi olmasın? O meydanda Alevi’si, Sünnisi, Ermenisi, Süryanisi, Kürt’ü, Türk’ü, herkes, Çerkez’i, Laz’ı, kimse kimseye sen neden buradasın diye sormadan neden birlikte olmayalım? Olmak zorundayız zaten. Ne güzel bir birliktelik. İşte benim Türkiyem dediğim yer bu meydandır.”
Alevi vatandaşların Cumhuriyet ve demokrasinin önemli savunucuları arasında bulunduğunu söyleyen İmamoğlu, birlikte yaşama anlayışından vazgeçmeyeceğini belirtti.
Bu çerçevede, “Ekmeğimizi de sözümüzü de birlikte paylaştığımız bir memleket için yürümeye devam edeceğim. 72 millete bir nazarla bakan bir memleket için bu yoluma asla sapmadan devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
Annesiyle cemevine yaptığı ziyareti anlattı
İmamoğlu, Aleviliği siyasi yaşamına başladıktan sonra daha yakından tanıdığını belirterek annesiyle birlikte Muharrem ayında bir cemevine gerçekleştirdiği ziyareti anlattı.
Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanlığı döneminde annesini cemevine götürdüğünü söyleyen İmamoğlu, ziyaretin ardından annesinin oradaki ibadet biçimine ilişkin gözlemlerini kendisiyle paylaştığını aktardı.
İmamoğlu, bu deneyimin farklı inançlar hakkında yeterli bilgi sahibi olunmadığını gösterdiğini ifade etti.
“Türkiye'nin çeşitliliği zaafı değildir”
Farklı yaşam tarzlarının birbirleri açısından tehdit oluşturmaması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, dindar ve seküler kesimlerin karşılıklı güven içinde yaşayabildiği bir toplum hedeflediklerini söyledi.
İmamoğlu, Türkiye'nin toplumsal çeşitliliğine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Çünkü Türkiye'nin çeşitliliği zaafı değildir. Onun için Türkiye'nin çeşitliliğine Türkiye'nin gücü olarak baktım ve bakıyorum. Farklı kimliklerimiz olacak, farklı inançlarımız olacak, farklı hayatlarımız olacak, farklı fikirlerimiz, farklı siyasi tercihlerimiz olacak ama ortak bir vatanımız var bizim. Ortak bir Cumhuriyetimiz var, ortak hukukumuz var ve en önemlisi ortak geleceğimiz olacak. 1 milimetrekareye bu ülkenin zarar getirmeyeceğiz. Ulusal bütünlüğümüzü kimse bozamayacak. Kendi tarihiyle ve kendi toplumsal çeşitliliğiyle barışık bir Türkiye kuracağız. Geçmişini inkar etmeyen, acılarını görmezden gelmeyen, farklılıklarını tehdit değil zenginlik sayan bir Türkiye. Kendisiyle kavgası olmayan bir Türkiye. Bizim huzur anlayışımız budur.”
Eğitimde fırsat eşitliği ve liyakat mesajı
Savunmasında eğitim, istihdam ve kamu yönetimindeki fırsat eşitliğine de değinen İmamoğlu, vatandaşların iş bulmak veya kamu görevlerine gelebilmek için siyasi bağlantılara ihtiyaç duymaması gerektiğini belirtti.
Çocukların ailelerinin ekonomik koşullarından bağımsız olarak kaliteli eğitime erişebilmesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu, kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve devlet okullarının fırsat eşitliğini sağlaması gerektiğini savundu.
Sağlık hizmetlerini temel bir hak olarak değerlendiren İmamoğlu, gençlerin işsizlik, çalışanların hastalık, emeklilerin geçim sıkıntısı ve çiftçilerin üretimlerinin karşılığını alamama endişesi taşımadığı bir Türkiye hedeflediklerini ifade etti.
Gençlerin yoksullaşmasına dikkat çekti
Türkiye'de genç kuşakların ekonomik durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, önceki nesillere göre daha yoksul bir kuşağın ortaya çıktığını savundu.
İmamoğlu, konuya ilişkin şunları söyledi:
“İlk kez bir kuşağın bir önceki kuşaktan daha yoksul olduğu bir Türkiye'yi biz kabul etmiyoruz. İlk kez bu ülkede bir kuşak daha önceki kuşaklardan çok yoksul ve bu yoksulluğu kapatmak kolay olmayacak, bakın uyarıyorum. O 570 milyar dediğin sadece bunun bir görünen kısmı, sebebi bu. Yoksa İBB'de bulunamayan 560 kuruş değil. Bu ülkede özgürce üreten, dünyayla yarışan, ‘iyi yaşamak için Türkiye'de kalmak durumundayım’ diyen bir gençlik var edeceğiz. Yapay zekadan biyoteknolojiye, yeşil enerjiden ileri imalata, sağlık teknolojisine kadar dünyanın geleceğini belirleyen Türkiye'nin gençlerini alan açacağız. Çocuklarımızı gelmekte olan dünyaya hazırlayacağız. Çünkü huzur sadece güvenlik değil, gelecek güvencesidir”
Ekonomi için yeni seferberlik çağrısı
Türkiye'nin ekonomik kalkınmasında üretim ve adil paylaşımın esas alınması gerektiğini belirten İmamoğlu, ülkenin zenginliğinin yalnızca belirli kesimlerin ekonomik durumuyla ölçülemeyeceğini söyledi.
İşçi, çiftçi, sanayici, esnaf, girişimci, sendika, kooperatif, akademisyen, gençler, kadınlar ve yerel yönetimlerin katılımıyla geniş kapsamlı bir ekonomik seferberlik başlatmayı hedeflediklerini açıklayan İmamoğlu, planlama ile girişim özgürlüğünün birlikte ele alınması gerektiğini savundu.
İmamoğlu, ekonomik kalkınmada güvenin belirleyici olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bir sıçramanın anahtarı güvendir. Ekonominin patronu güvendir. Hukuka, kurumlara, kurallara, yarınına güven bu topraklara döndüğünde yatırım da dönecek, üretim de büyüyecek. Üreten kazanacak, yatırım yapan kazanacak, alım teri kazanacak, bilgi teknolojik girişimcilik kazanacak. Zenginleşme sosyal adaletle birlikte ilerleyecek.”
Ekonomik büyümenin vatandaşların yaşam koşullarına yansıması gerektiğini belirten İmamoğlu, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözleriyle ortak üretim ve refah paylaşımı çağrısında bulundu.
Yargı sürecine tepki: Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum
Savunmasının son bölümünde hakkındaki yargı sürecine yönelik eleştirilerini artıran İmamoğlu, hukuk kurallarının siyasi görüşlerden bağımsız olarak herkese eşit uygulanması gerektiğini söyledi.
İmamoğlu, mücadelesinin intikam amacı taşımadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Buradan çok açık söylüyorum: Ben ayrıcalık istemiyorum. Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum. Bugün bize yapılanların yarın başkalarına yapılmasını hiç istemiyorum. Çünkü bizim mücadelemiz intikam mücadelesi değil; adalet, demokrasi ve Cumhuriyet mücadelesidir.
Bu ülkede yarın hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da hâkim karşısına çıkacak. Adım gibi eminim. Ekrem İmamoğlu’nun geleceğe dair inancı kadar eminim. Yaradan bunu bana da 87 milyona da yaşatacak.”
Yargılamaların tanık beyanlarından ziyade somut deliller ve belgeler üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirten İmamoğlu, hukukun siyasi mücadelede araç hâline getirilmesine karşı çıktığını ifade etti.
“Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz”
Demokratik sistemlerde siyasi rekabetin korunması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, iktidarın rakiplerini belirleme hakkının bulunmadığını savundu.
Siyasi rekabetin yalnızca partiler veya siyasetçiler açısından değil, vatandaşların demokratik hakları bakımından da önemli olduğunu belirten İmamoğlu, şu sözleri kullandı:
“Adil ve serbest siyasi rekabet ortamını sağlamak zorundayız. Rakipsiz siyaset kabul edilemez. Bütün bunların güvencesi demokrasidir. Rakiplerinden korkan bir iktidar kabul edilemez. Devlet gücünü kullanarak kendisine rakip seçen bir iktidar kabul edilemez.”
İmamoğlu, iktidarın muhalefeti yargı yoluyla etkisizleştirmeye çalıştığını ileri sürerek eleştirilerini şöyle sürdürdü:
“Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatmaya çalışıyorsunuz. Ardından da yaptığınız bu millî irade hırsızlığını kutluyorsunuz”
Muhalefet partilerine ortak sandık güvenliği çağrısı
Savunmasının dikkat çeken bölümlerinden birinde muhalefet partilerine seslenen İmamoğlu, seçimlerde sandık güvenliğinin sağlanması için ortak hareket edilmesini istedi.
Siyasi farklılıkların korunabileceğini ancak demokratik hakların savunulmasında iş birliği yapılması gerektiğini belirten İmamoğlu, bütün partilerin katılımıyla ortak bir sandık güvenliği ağı kurulmasını önerdi.
İmamoğlu, çağrısını şu sözlerle dile getirdi:
“Bu nedenle bütün muhalefet partilerine çağrımdır: Türkiye’nin her köyünde, her mahallesinde, her okulda kurulan sandığın başında vicdan nöbeti tutmak zorundayız. Hazırlıklarımızı bugünden yapmalıyız. Çünkü o sandıkta bu milletin namusu, iradesi ve geleceği var.
Her oyu sayalım, her tutanağı imzalayalım, her tutanağın fotoğrafını çekelim. Son oy sayılmadan, son tutanak teslim edilmeden, son itiraz kayda geçirilmeden sandığın başından ayrılmayalım.
Hangi partiden olursak olalım, ortak bir sandık güvenliği ağı kurmak zorundayız. Çünkü sandık bu milletin elinde kalan son kale değil, ilk ve asıl kalesidir. O kalenin zapt edilmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. O kaleyi birlikte koruyacağız.
Rakibinizi değil, rejimi karşınıza alın. Birbirinizle değil, bu zulümle ve zalimlikle mücadele edin. Milletin iradesine birlikte sahip çıkalım.”
Gençlere seslendi: Bu ülke sizin, hem de şimdi sizin
Gençlerin Türkiye'nin geleceğindeki rolüne dikkat çeken İmamoğlu, yeni kuşakların yalnızca kendilerine sunulacak imkânları beklememesi gerektiğini söyledi.
Gençlere bilim, sanat, üretim ve siyasette daha fazla sorumluluk alma çağrısında bulunan İmamoğlu, 19 Mart gecesi meydanlara çıkan gençlerin gösterdiği tutuma da değindi.
İmamoğlu, gençlere yönelik mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Kıymetli gençler, size ‘Sabredin’ demiyorum. Bu memleketin en büyük enerjisi sizsiniz. Size ‘Bekleyin’ demiyorum. ‘Size de sıra gelecek’ de demiyorum. Bu ülke sizin; hem de şimdi sizin, sevgili gençler!
Hayatta kalmakla yetinmeyin. Hayal kurun, soru sorun, itiraz edin, üretin, bilim ve sanat yapın, dünyayla yarışın, siyasete katılın. Bu ülkenin size ait geleceğini başkalarının size vermesini beklemeyin.”
Türkiye'nin geleceğine ilişkin umutlu olduğunu belirten İmamoğlu, demokratik devlet, toplumsal huzur, ekonomik refah ve eşit yurttaşlık hedeflerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.
“Bu dönem Türkiye tarihinin acayiplikler hanesine yazılacak”
Hakkındaki davanın gelecekte tarihçiler tarafından değerlendirileceğini savunan İmamoğlu, bir belediye başkanının gerçekleştirdiği hizmetler nedeniyle yargılandığını ileri sürdü.
İmamoğlu, sürece ilişkin değerlendirmesinde şu sözleri kullandı:
“Yaşadığımız bu dönem, Türkiye tarihinin acayiplikler hanesine yazılacak ve sonra kapanıp gidecek. Gelecekte tarihçiler bu karanlık dönemi şaşkınlıkla ve dehşetle yazacaklar.
Bir belediye başkanının metro yaptığı, borcunu ödediği, ihaleyi iptal edip işi daha ucuza yaptırdığı için yargılandığını okuyan çocuklarımız buna inanamayacak. ‘Bunu nasıl yaptılar?’ diye soracaklar. Bunu yapanların çocukları da okuyacak, utanacak, ar edecek. Babasından, amcasından, dedesinden utanacak.”
Kendisine ve ailesine yönelik baskılar bulunduğunu da ileri süren İmamoğlu, cezaevinde tutulmasının siyasi mücadelesini sona erdirmeyeceğini ifade etti.
İktidara “fetret devri” eleştirisi
İktidarın içinde bulunduğu siyasi dönemi bir ara dönem olarak nitelendiren İmamoğlu, mevcut yönetim anlayışının kalıcı olmayacağını savundu.
İmamoğlu, iktidara yönelik eleştirilerinde şu ifadeleri kullandı:
“Bilmelisiniz ki kurmak istediğiniz bu rejimin ne Türkiye tarihinde ne de Türkiye’nin geleceğinde yeri vardır. Siz bir fetret devrine liderlik ediyorsunuz. Türkiye tarihinde kapanacak bir parantezin içindesiniz. O parantezin kapanmasını zorla engellemeye çalışıyorsunuz. Beni hapse atarak bu parantezin kapanmayacağını ve bu dönemin devam edeceğini zannediyorsunuz.”
Hakkındaki davanın yalnızca kendisinin siyasi geleceğini hedeflemediğini öne süren İmamoğlu, yargı sürecinin seçmen iradesi üzerinde de sonuç doğurmasının amaçlandığını iddia etti.
Mahkeme heyetine bağımsızlık ve tarafsızlık çağrısı
Savunmasının sonuna yaklaşırken mahkeme heyetine de seslenen İmamoğlu, yargılamanın evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin kaygılarını dile getiren İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Bu salonda evrensel hukuk normlarına ve kadim devlet ahlakımıza uygun, bağımsız ve tarafsız bir süreç istiyoruz. Bütün kötü referanslara ve gelişmelere rağmen arzumuz budur. Bunun ispatı sizdedir.
Millet, sizin tavrınızı saniye saniye takip etti ve etmeye devam edecek. Bir mahkeme dışarıdan bu kadar etkilenmeye veya tehdit altında tutulmaya maruz bırakılabilir mi? Mahkeme, Anayasa’daki tanımıyla gücünü hakkın terazisinden ve milletin vicdanından almalıdır.
Hukuki ve ahlaki hiçbir meşruiyeti olmayan bu sürecin figüranı olmadım, olmayacağım. Bu salonda nasıl bir karar çıkacağını hep birlikte izleyeceğiz. Süreç devam ediyor. Endişem şudur: Bazı kararlar bu salon kurulmadan önce mi yazıldı, yoksa süreç içinde mi yazılacak? Bunu siz ispat edeceksiniz."
Savunmasını “Adalet kazanacak” sözleriyle bitirdi
Dört günlük savunmasının sonunda Cumhuriyet, demokrasi ve millet iradesine vurgu yapan İmamoğlu, siyasi mücadelesini sürdüreceğini belirtti.
İmamoğlu, konuşmasının kapanış bölümünde şu ifadeleri kullandı:
“Cumhuriyet'in onurlu mirasına ve milletin helal hakkına sahip çıkmaktan bir an bile geri durmadık, durmayacağız. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Alnımız ak, başımız dik; bir milim geri adım atmıyoruz.”
Son sözü milletin söyleyeceğini belirten İmamoğlu, savunmasını şu sözlerle tamamladı:
“Hiç kimsenin şüphesi olmasın: Adalet kazanacak. Demokrasi kazanacak. Cumhuriyet kazanacak. Bu aziz millet kazanacak.
Ben kendimi hiç kimseye değil, aziz milletime emanet ediyorum.”
İmamoğlu, Hazreti Ali'ye atfettiği sözleri de yineleyerek mahkeme heyetini selamladı.
Savunmanın tamamlanmasının ardından duruşmaya ara verildi. İmamoğlu, salondan çıkarken kendisini alkışlayanlara “Millet kazanacak, millet kazanacak” diye seslendi.







































