İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanal medya platformlarında yayımladığı videolara ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Deniz Göktaş'ın yargılanmasına başlandı.
Duruşma, İstanbul 14'üncü Asliye Ceza Mahkemesi'nde salon kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle İstanbul 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin duruşma salonunda görüldü.
Göktaş, mahkemedeki savunmasında gösterisindeki ifadelerin mizah ve hiciv kapsamında olduğunu savundu. İddianamede bazı cümlelerinin bağlamından koparıldığını ileri süren komedyen, sözlerinin aşağılama düzeyine ulaşmadığını söyledi.
“Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemiyordum”
Deniz Göktaş, hakkındaki sürecin gösterisine yönelik organize bir linç kampanyasıyla başladığını savundu. Turnesinin ardından her yıl olduğu gibi yurt dışındaki arkadaşlarını ziyaret ettiğini anlatan Göktaş, bu seyahatlerin basında “yurt dışına kaçtı” şeklinde haberleştirildiğini söyledi.
Göktaş, savunmasında şu ifadeleri kullandı:
“Benim gösterime yapılan organize bir linç kampanyasından ibarettir. Turnem biter bitmez, her yıl olduğu gibi yurt dışındaki arkadaşlarımın yanına gittim. Gelecek görmedikleri için yurt dışına gidip oturum izni alan bütün arkadaşlarımı, her gittiğimde Türkiye’ye dönmeleri ve beyin göçünü tersine çevirmeleri için ikna etmeye çalışan biriyim. Buna rağmen rutin seyahatlerim basında ‘yurt dışına kaçtı’ şeklinde haber yapıldı. Bunları onların yanında okumak da trajikomikti.”
Çağlayan Adliyesi'ne getirildikten sonra savcılıkta ifade verdiğini belirten Göktaş, hakimliğe çıkarılmayı beklediği sırada Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek isteyip istemediğinin sorulduğunu söyledi.
Göktaş, görüşmek istemediğini bildirmesine rağmen bir komiserin yönlendirmesiyle Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüğünü ileri sürerek, “Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Ben böyle bir görüşme istemiyordum” dedi.
İddianamenin hazırlanmasının 64 gün sürdüğünü anlatan Göktaş, 57'nci günde yeni bir suçlama nedeniyle yeniden hakim karşısına çıkarıldığını belirtti. İki iş günü içinde üç farklı suçtan tutuklandığını söyleyen Göktaş, “İnsan böyle bir durumda ister istemez düşünüyor: İlk iki suçlama yönünden tahliye kararı verilmeseydi yeni bir suçlamayla karşılaşacak mıydım? Şu anda bende böyle bir his var. Umarım yanılıyorum” ifadelerini kullandı.
“Mizah ve hiciv değerlerimiz arasında”
Göktaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı ifadelerin siyasi eleştiri ve hiciv niteliğinde olduğunu savundu.
Gösteride kullandığı “diktatör” benzetmesine değinen Göktaş, söz konusu ifadenin siyasi tartışmalarda da kullanıldığını belirtti. Komedi gösterilerinde sanatçıların aynı konu hakkında farklı şakalar ve benzetmeler yapabileceğini söyleyen Göktaş, bunun komedinin doğasında bulunduğunu dile getirdi.
Göktaş, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı. Uzun yıllardır iktidarda bulunan partinin lideri ve Türkiye’nin en yetkili yöneticisi olarak, bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olması gerekir” dedi.
Gösteride geçen “terapi” ifadesinin de psikolojik desteğe yönelik olduğunu söyleyen Göktaş, herhangi bir kişide psikolojik rahatsızlık bulunduğunu ileri sürmediğini belirtti.
Mizah ve hicvin korunması gerektiğini savunan Göktaş, bir kişinin şakadan rahatsız olması hâlinde gösteriye gitmeme, komedyeni izlememe veya eleştirme hakkına sahip olduğunu söyledi.
Göktaş, “Ama sahneye çıkan kişiye verilecek tepkiler arasında sansür, yasak ve tutuklama olmamalı. Sansür, yasak ve tutuklanma korkusu sanatçılar açısından olduğu kadar bütün vatandaşlar açısından da endişe verici. Siyasetçiler de diğer kamuya mal olmuş kişiler gibi eleştirileri göğüslemek zorunda” dedi.
Sözlerinde insanları kin ve düşmanlığa tahrik eden bir unsur bulunmadığını savunan Göktaş, dini değerlere ilişkin şakaların bazı kişilerde rahatsızlık oluşturabileceğini kabul ettiğini ancak bunun suçlamalara konu olan fiillerle aynı anlama gelmediğini ileri sürdü.
“İddianamede cümlelerim ortadan başlatılmış”
Göktaş'ın savunmasının bir diğer bölümünde iddianamede yer verilen alıntılar vardı. Bazı ifadelerinin eksik aktarıldığını ileri süren komedyen, cümlelerin bağlamından koparıldığını savundu.
Göktaş, “Öncelikle iddianamedeki alıntılar çok eksik ve yönlendirici. Bir insanı yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakabilecek bir suçlamada cümleler ortasından başlatılmış. Bir örnekte cümlenin yalnızca son sözcüğü alınmış” dedi.
Gösterisindeki “oruç tutan canlı bomba” ifadesine de değinen Göktaş, cümlenin iddianamede yarısından itibaren aktarıldığını öne sürdü. Şakanın tamamında “Çevik kuvvet, oruç tutan otobüs şoförü, canlı bomba” ifadelerinin bulunduğunu anlatan Göktaş, daha sonra bu sözleri birleştirerek bir kelime oyunu yaptığını söyledi.
Göktaş, “Bu bir şaka; dini değerleri aşağılama niyeti veya iması yok” dedi.
Savunmasında “dördüncü kitap” olarak anılan şakaya da değinen Göktaş, iddianamede bu ifadenin kutsal kitabı ve ona inanan kişileri hedef aldığı değerlendirmesine yer verildiğini söyledi.
Şakada kullandığı “yazar” sözcüğünün dini açıdan yanlış bir kullanım olarak değerlendirilebileceğini anladığını belirten Göktaş, kelimeyi olumsuz veya aşağılayıcı anlamda kullanmadığını savundu.
Göktaş, “Sözlerim hatalı, alışılmadık veya kulak tırmalayıcı bulunabilir. Bunlar tartışılabilir. Ancak bunun saygısızlık ve aşağılama düzeyine ulaştığını düşünmüyorum” dedi.
Savcı cezalandırılmasını ve tahliyesini istedi
Duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, Deniz Göktaş'ın “Cumhurbaşkanına alenen hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ile “suçu ve suçluyu övme” suçlarından cezalandırılmasını talep etti.
Savcı aynı mütalaada Göktaş'ın tahliye edilmesini de istedi.
Deniz Göktaş hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, sanal medyada yayımladığı videolardaki ifadeleri nedeniyle 2 yıl 7 aydan 12 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.






